25-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
Atlantisi Aramak PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 2
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
18-12-2005
        
                      ATLANTİS’İ ARAMAK

                           Raci Durcan


Onca engeli aşıp, milyonlar arasından sıyrılarak Üniversite imtihanını kazanmak ve bitirdikten sonra bunun karşılığını görmek için iş aramak aşina olduğumuz bir süreçtir. Önemli bir evreyi geride bırakarak şimdi çalışmalarının sonucunu devşireceğini düşünen genç beyinler, yeni ve daha aşılmaz engellerle karşılaşacaklarını ummadıklarından şaşırırlar.
                                 ATLANTİS’İ ARAMAK

                                       Raci Durcan


Onca engeli aşıp, milyonlar arasından sıyrılarak Üniversite imtihanını kazanmak ve bitirdikten sonra bunun karşılığını görmek için iş aramak aşina olduğumuz bir süreçtir. Önemli bir evreyi geride bırakarak şimdi çalışmalarının sonucunu devşireceğini düşünen genç beyinler, yeni ve daha aşılmaz engellerle karşılaşacaklarını ummadıklarından şaşırırlar. Her kapının büyük memnuniyetle kendilerine açılacağını ve orada yeteneklerini ispat etmeye devam edeceklerini zannedenleri büyük bir hayal kırıklığı beklemektedir. İş başvurularınızda kimsenin nereyi bitirdiğinizle fazla ilgilenmediğini anlamanız uzun sürmez. Bunun daha çok, boş kadrolar için müracaat eden insaların yığılmasını engellemek için yapıldığını, yani kendisindeki yeteneklerin aslında o iş için zorunlu olmadığını fark ettiğinde iyice yıkılacaktır. Her şeyi bilmekte ama iş için gerekli olan asıl şeye yani tecrübeye sahip değildir. Böyle olunca okulu kaçıncı bitirdiği, kaç tane yabancı dil bildiği gibi şeylerin hepsi önemini yitirir. Kendisi tahsil için yıllarını harcarken kısa yoldan hayata atılanlar şimdi kendi işlerinin başında ve patrondurlar. Kimse kendisine daha önce ne böyle kestirme yol göstermiş, ne de önermiştir. Bütün bu hayal kırıklığı içerisinde devletin ya da özel kuruluşların iş mülakatlarına girer-çıkar. Aradan geçen aylar, hatta yıllar boyunca iyice bezginleşir. Kazanılmayan her imtihan kendine olan o sarsılmaz ve uzun bir süreçte oluşmuş güveni törpüler. Ya değersiz bulduğu basit işlere girecektir, ya da alıp başını uzak diyarlara gidecektir. İlçeden ile, köyden şehire belki de okyanus ötesi ülkelere...Göçmek te kolay değildir hani. Vize almak için onca soruya salim kafayla cevap vermek, yedi ceddiyle ilgili malumatı sıralamak her insanın harcı değildir. Sonra ver elini uzak diyarlar ve yalnızlık. İnsan, kendini değerli hissettiği ve sağlam basabileceği bir yeri; toprağı arar durur. Bulur mu peki? Nerede bulur bunu? Öyle bir yer var mıdır yer yüzünde?

  Eşim bir düğün davetine katılmak üzere gittiği Amerika’dan dönüşünde çok ilginç bulduğum bir diyologunu anlattı bana. Yukarıda izah ettiğim arayış içindeki bir genç bile değil; evli barklı ve iki çocuk annesi, iş- güç sahibi komşusu ‘Amerikaya gidilir de oradan dönülür mü?’ demiş. O zaman anladım ki kendine yurt arayanlar sadece istikbal peşinde koşan gençler değil. Belki sadece Türk insanı da değil. Ya da geri kalmış, sanayileşememiş ülkelerin umutsuz halkları da...

  Çocukluğumda işçi lojmanlarında oturuyor olmamın en önemli lüksü haftada iki gün bedava seyrettiğimiz filmlerdi. Henüz T.V yayının olmadığı bir dönemden bahsettiğimi hatırlatırsam ne demek istediğim daha kolay anlaşılacaktır. İşte Cünet Arkın’ın aksiyon filmlerine merak sardığımız o dönemde böyle bir aksiyon bulamadığım için hoşlanmadığım bir film hafızamın köşesinden neredeyse silinmek üzereydi. Kayıp Ada Atlantis’i arayan bir grup batılının okyanus altında onu bularak orada yaşadığı bir macerayı sergiliyordu. Atlantis geçmişte varolduğuna inanılan ve devrine göre son derecede makinalşmış bir uygarlıktır. Fantazi izlenimi bırakan bu filmden alabileceğim bir şey yok diye düşünmüştüm. Sonra Atlantis adında bir ülkenin var olduğuna inanan oldukça fazla ve önemli kişi olduğunu öğrendim. Pluton’un bir eserinde bir paragraf halinde geçen; yerinin ve konumunun verildiği bu ada hakkındaki bilgileri Mısırlı rahiplerinden edindiğini belirten bilgi dışında somut başka bir veri yoktu. Buna rağmen Batılılar araştırma gemileriyle okyanus diplerinde onu arıyorlardı. Böylesine pahalı belgesellerin Batı’nın maddi ihtişamının bir göstergesi olduğunu düşünürken eşimin komşusu ile diyologu bundan öte bir anlamının olabileceğini hatırlattı bana. Evet Onlar Pluton’un eserinde bahsi geçmemiş olsaydı bile Atlantis’i arayacaklardı. Zaten bunu sadece eserde bahsi geçtiği şekilde yani suyun altında, okyanus diplerinde de aramıyorlardı. Sular altında kaldığına inanılan bu ülkeyi sanki uzayın derinliklerinde de aramaya devam ediyorlar.

  Meşakkatle dolu yer yüzü, insanın sürekli cenneti aradığına inandığım ruhuna uygun bir yer değil. İnsanoğlu ne yapsa arayışlarını sonuçlandıramamış olmanın hüsranını yaşıyor. Dış dünyayı boş verip kendi içine dalıp gittiğinde diğer insanlar karşısında acze düşüp aşağılanıyor. Dışa açılıp ülkeler, hatta kıtalar fethediyor, böylece düşman kazandığı bir yana kendinden bile uzaklaşarak yalnızlaşıyor. Nerededir Atlantis?  Orası neresidir ki gidip bir daha dönmeyelim? Nereyi alsın Napolyon ki bütün Avrupa hatta bütün dünya birleşsin, böylece savaşmak için düşman kalmasın? Nerededir Kızıl Elma ki varalım oraya bütün Türkler birleşsin, zalimin kılıcı işlemesin bir daha. Nereye göçelim ki herkes bize iş vermek için sıraya girsin, hür insanların yaşadığı topraklarda her kes birbirine saygıyla eğilsin! Soğuk rüzgarlar ısırmasın evsiz insanları kışın. Açlıktan akbabalara yem olmasın küçük ve biçare çocuklar sıcak çöllerde.

 Bir Afrikalı için Türkiye belki onun Atlantisidir. En azında yiyecek ekmek ve içecek temiz su vardır. Bir Türk ise Amerika için düşünür bunu. Nitekim eşimin Amerika için anlattıklarına bakılırsa bu izlenimi hemen edinivermek mümkün. Ülkeye ayak basar basmaz hissedilen ferdi hürriyet ve mağazlarında göze çarpan bolluk sizi kolayca böyle bir düşünceye sevkedebilir. Bir ekmeğin bile yüzlerce çeşidinin bulunması, ekmek almanın; tercih zorluğundan bir problem haline gelişi belki zenginliği özetlemeye yeterlidir. Eşim yaşlı insanların kollarında bileklikle dolaşıyor olmalarını hayretle karşılamış. Bunu insan hayatına verilen önem olarak değerlendirmiş. Herhangi bir nedenden dolayı düştüklerinde bu bileklikler ilgili bakım hastanesiyle irtibat kurmayı sağlıyormuş. Böylece yalnız yaşayan yaşlılara ihtiyaç halinde çabuk bir şekilde müdahale etmek mümkün oluyormuş. Bunun gibi bir çok teknolojik yenilik, bu teknolojiye aşina olmayan bir Türk tarafından kolaylıkla orayı bir Atlantis olarak çağrışım yaptırabilir. Yine iş bulmakta zorlanan insanımızın orada karşılaştığı sayısız iş iş seçenekleriyle yüz yüze gelmesi de. Bir anda nasıl geçineceğini, hayatını nasıl idame ettireceğiniz düşünürken bunca seçnek içinde kendinzi bir iş cennetinde hissetmek...

 Ancak Amerikalı; tıpkı filmde olduğu gibi makinalaşmış bu düzenin her ne kadar insanın hayatını kolaylaştıtran yönleri olsa da kayıp Ada Atlantis olmadığını fark etmiş gibi. Onlar tatillerinde Afrikada tabiatın kuçağına kaçarken diğer yandan Uzayın derinliklerine araçlar göndererek aramaya devam ediyorlar. Günler ve aylar boyu sonsuz gökyüzünü devasa teleskoplarla başka hangi tutkuyla gözleyebilirsiniz?

  Bu kadarla da sınırlı değildir bu arayış. Bir de tarihin derinliklerinde dalıp onu sadece orada bulacaklarına inanan bir kesim de vardır. Geçmişte yaşanmış büyük ve görkemli İmparatorlukların yeniden canlandırılmak istenmesi de bende böyle bir çağrışım yaptırıyor. İşte Asrı-saadet’i andıkça daralan göğüsler, o döneme duydukları hasretle sıkışan kalpleri  böyle bir arayış içinde olduklarına inadırmak mümkün müdür? Aradan geçen 2000 yıla rağmen hala Hz. İsa ve havarileriyle birlikte yaşamaya devam edenler... Yahut Kral Davud dönemindeki ihtişamı özleyen Yahudilerin vaad edildiğine inandıkları topraklara olan bitmez tutkuları... Yaşanmış gerçek şeylerin insanüstü boyutlara taşınması ve öyle kabul edilmesi hep bu arayışın izlerini taşıyor.

 Şehirden şehire, ülkeden ülkeye yapılan geziler hep bir arayış mı yoksa? Bulunduğumuz mekanlardan sıkılıp daha iyi ve güzel olanın peşinden koşmak! Sonra bu arayışın da etkisiyle alışılmışın dışında bir yer bulunca beğeniyle oraya sarılmak.

 İster adına Atlantis deyiniz ister başka isimler veriniz. İnsanoğlu aslında peşinde koştuğu her hedefe ulaştığında birden aradığının o olmadığını fark ediveriyor. Sanki yakaladığını sandığı şey, sımsıkı yumduğu parmakların arasından akıp gidiyor. Böylece ya yeniden başlıyor arayış; ya da yolun sonu olduğunu düşünüp büyük bir hayal kırklığı içinde boğuluyor. Aradığı her şeyin içinde gizli o şeyin ne olduğunu bir türlü bilemiyor. Neyi sembolize ediyor Atlantis?

 İyi ki var bu özlemli arayış. Hayatımızı çekilebilir ve anlamlı kılmaya yetiyor. Meğer ki bunu bir hastalık derecesine, platonik bir hale getirmeyelim.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 21-12-2005 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 61 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
60267180 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net