28-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Diyanet İşleri Başkanlığına
Diyanet İşleri Başkanlığına PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 9
KötüÇok iyi 
Yazar E.Vaiz Bahattin BİLHAN   
11-04-2009
Bahattin BİLHAN
     E. Vaiz    
    
                               Diyanet İşleri Başkanlığına
                                                                Ankara

26 sene kadar değişik illerde merkez vaizliği görevini yaptım, emekli oldum. Emekli olduktan sonra da bu güne kadar fahri olarak Müftülerimin izniyle değişik camilerde vazetmeye çalışıyorum. Meslek hayatım boyunca emirlerinde çalıştığım bütün Müftülerimden anlayış ve iyi muamele gördüm. Müftülerimin hepsine ve Yüce Başkanlığımıza minnet ve şükran borcum vardır. 40 yıldan beri Diyanet ailesinin naçiz bir ferdi olduğuma şükrediyor, bu onurlu kurumun bütün mensuplarına üstün başarılar diliyorum. Ancak yüksek müsamahanıza inandığımdan birkaç hususta düşüncelerimi arz etmek istiyorum:

1-Gönül ister ki, Başkanlığımızın yönetici kadrosu halkla, cami cemaatiyle iç içe olsunlar, halkın kolayca ulaşamayacağı bir konumda olmasınlar. Özellikle camilerde Sayın Başkan, Başkan Yardımcıları, Y.Din Kurulu üyeleri, uzmanlar sık sık vazetsinler, bürokrat görünümünde değil, bir öğretici, bir uyarıcı görünümünde olsunlar. Yani Peygamber’i örnek alan bir “sünnet” eri olsunlar. Camilerde Kur’an okusunlar, Kur’an’ı anlatsınlar, hutbe okusunlar, vazetsinler. Halbuki ve yazık ki bu kadronun cami cemaatine bir hayli mesafeli olduğu açıktır. Ancak camilerde bol kameraların bulunduğu “mübarek gece”lerde  bu kadroyu görmek mümkün. (Mübarek olmayan gece hangisi ise) Kanımca, Cuma namazı toplantısı ile bu gecelerde düzenlenen mevlit toplantılarını önem bakımından karşılaştırmak, bundan bir netice çıkarmak yerinde olur. Acaba mevlit toplantılarında çok kamera bulunması mı o gecelere bir önem ve ayrıcalık kazandırıyor? Sayın Hocalarımın kameraları takip etmesi değil, kameraların onları takip etmesi normal olsa gerek.

2-Diyanet İşleri Başkanlığı merkez veya taşra binalarında lüks, şatafat, kadro şişkinliği malum. Bütün bu harcamaların çoğunlukla fakir insanların, işsiz, aşsız, çocuğuna bir ayak kabı almaya, hastasını tedavi etmeye gücü yetmeyenlerin vergileri, yardım ve sadakaları ile karşılandığı bir gerçek. Yakın zamana kadar 3-4 memur ile idare edilen bazı dairelerde şimdi 35-40 kişi çalışmaktadır. Daha doğrusu bulunmaktadır. Bir çok insanımızın yadırgadığı bu durum Başkanlığımızca normal mı karşılanıyor? Başka birimlerin beter harcamalarını bir meşruiyet sebebi göstermek doğru olmasa gerek. Yapılan bir “yanlış”ın örnek olamayacağı açıktır. Bu aşırı harcamaları yapan, oldukça lüks lojmanlarda oturan bir kadronun, İslâm’ın emir ettiği sadeliği, Allah Resulünün sade hayatını Hz. Ömer’in yamalı entari giydiğini nasıl gönül hoşluğu ve vicdan huzuru içinde halka anlatacaktır?

3-Yazık ki, bazı camilerimiz, cami olmaktan, ibadethane hüviyetinden ziyade bir tarikatın idare merkezi, bir dergâh, bir türbedarlık görünümündedir. Bu camilerde bir çeşit “dokunulmazlığı” olan, Diyanet’in bile söz geçiremeyeceği bir Seyda, bir Seyyid veya Efendi Hazretleri adeta bir postnişin olarak icrayı faaliyettedir. Çok yerde seçilmişler veya seçilmişler tarafından atanmışlar, hatta Diyanet temsilcileri bu zevata saygılarını sunmaktan geri kalmaz. Onuruna düşkün bir Müftü bu tip görevliye “eyvallah” demez, hele ona ters düşecek olsa dünya o Müftüye  dar gelir, çok kez Diyanet de O’ndan yana olmaz. Acaba Diyanet böyle bir durumu normal mı sayıyor?   
                                        
4-Başkanlığın en az birkaç bin elemanı, bütün yurt sathında sık sık , “Allah’ın Muhammed’e âşık olduğu” mesajını vermekteler. Bu duyuru, belki yüz yıllardan beri tekrarlanmaktadır. Hatta Kur’an’ın bir süresinden, bir duadan sanki daha da önemliymiş. Adeta bütün halka ezberletilmiş gibi: “Gel Habibim! Sana âşık olmuşam/ Cümle halkı sana bende kılmışam” “Ben sana âşık olicak ey Latif!/ Senin olmaz mı du âlem ey Şerif!” Bu sözler aynı zamanda Allah’a atf ediliyor, yani Allah’ın böyle dediği anlatılmak isteniyor.   Gerçekten Allah böyle demiş mi, bu mealde bir Ayet veya bir Kutsi Hadis var mı?    Eğer yoksa bu hükmü Allah’a isnat etmek doğru olur mu? Peki ihtiva ettiği anlam bakımından doğru mu?

Yani gerçekten Allah Muhammed’e âşık oldu mu? Yüz yıllardan beri tekrarlanan bu iddia doğru değilse, Y. Din Kurulunun bunu hiç gündeme almaması, bu konuda halkı veya hiç olmazsa mevlithanları uyarmaması doğru olur mu? Bunun mecazi anlamı şudur veya budur” demekten o Muhterem Hocalarımı tenzih ederim. Yanlış olduğu bilinen bir hükmü mecaza hamlederek doğrulaştırma yolu var mı? Tüm Kardinallar da “teslis” konusunda benzer yorumlar yapmaktalar. Yüce Allah, onların bu oyununu kabul etmiyor. (Maide: 73) Çok açıktır ki, Allah’ın dininde oyun yapmak geçerli değildir. Allah, din konusunda “hüzüv” ile “lehv”i yasaklıyor. Bu tür oyunlar, din kültüründen yoksun bırakılan halkın yanında geçerli olsa da gerçekte geçerli olamaz.

5-Her iman ve takva erinin tevhit konusunda son derece duyarlı, dikkatli ve tavizsiz olması, şirk ve hurafelerden uzak durması olmazsa olmaz bir görev olsa gerek Bu konuda dikkatli, duyarlı takva sahibi elemanlar vardır. Ancak kalabalığın baskıları karşısında bazı konularda “idare-i maslahat”çıların olduğu da inkâr edilemez. İşte bunlardan birkaç  örnek:

a) Bazı camilerde, özellikle Cuma geceleri, eskiyen, pörsüyen veya bozulan nikâhları yenileme, onarma (tecdid-i nikâh) işlemleri yapılır,                                                                                     
b) Ölen bir kişi için kılmadığı namazlar varsa “iskat-i salat” merasimi düzenlenir, bununla senelerce kılınmayan namazlar kılınmış gibi olduğu kabul edilir.
c) Ölen kişinin tutmadığı oruçları, bozduğu yeminleri varsa,  yeminli sözünden caymışsa, hak-hukuk tanımamış haram yemiş, kul hakkı-komşu hakkı üzerinde kalmışsa,   “devir” denilen bir işlem yapılır, bir miktar para ortaya konarak bütün bu suçlardan temize çıkarıldığı sanılır.
d) Bazı cami görevlilerinin  “falan Seyda’nın vekili, falan Efendi Hazretlerinin temsilcisi” gibi hüviyetlerle icra-yı vazife yaptıkları görülür. Görev yaptıkları cami ise, O Hazretin bir çeşit şubesi görünümüne bürünür.
e) Çok az da olsa muskacılık, üfürükçülük yapanlara da rastlamak mümkün.
f) Ramazan Ayını, para kazanma ayı, kazanç ayı telakki edenler, bu ayda hatim, mevlit, Yasin okuyup adeta satışa sunanlara da rastlamak mümkün.

             CUMA HUTBESİ
6-Cuma Hutbesinin meşruiyeti, tüm Müslümanlar için kutlu bir şanstır. Bu şansı değerlendiren, bu vesile ile dinleyenlerini aydınlatan çok değerli hocalarımız vardır. Ancak az da olsa bazı hatipler, hiç bir hazırlık yapmadan, daha önce defalarca dinlettikleri sözleri tekrarlamakla yetinirler, kimi Hatipler de tuluattan konuşur, o anda aklına gelen sözlerle idare etmeye çalışır. Doğal olarak bir çok hatalara meydan vermiş olur, halbuki, Başkanlığımızın imkânları geniştir, düzenleyeceği hizmet içi seminerlerde bu aksaklıklar düzeltilemez mi?

7-Bütününe yakın camilerimizde okunan hutbelerin Arapça bölümünde, kritiği yapılmayan bir alışkanlık devam ede gelmektedir. Bunun kritiği yapılmalıdır. Y. Din Kurulu üyelerinin bu gibi konularla ilgilenmesi uygun düşmez mi? Önemli bir fariza  olan Cuma Hutbelerinin sünnet-i seniyye ışığında daha cazip hale getirilmesi mümkün değil mi? Kritiği yapılması geren hususlardan iki örnek ele alalım:

         Örnek1- Hutbenin Türkçe bölümü bitiminde, konu ile ilgili bir ayet okunur. Ancak ayet okunmadan önce “Elâ inne ahsel’kelam…” ile başlayan uzunca bir takdim yapılır, yani okunacak Ayetin bir çeşit önsözü. Okunan bu metin bir dua değildir. Allah Resulünün okuduğuna dair bir rivayet kırıntısı bile yoktur. Okumadığı ise “sabit” gibidir. Bu bir uyarı da değildir. Olsa bile Türkiye’deki dinleyiciler anlamazlar. Söylenen sözler doğru ve güzel ama, burada okunmasının gereği nedir, çünkü sünnet değil, dua değil, uyarı değil. Bu metni okuyan Hatip demiş oluyor ki: “Aman ha dikkat! Şimdi size sözlerin en doğrusunu, nizamın en beliğini okuyacağım. Bu, Melik ve Allam olan Allah’ın kelamıdır….” Böyle devam edip gidiyor. Yapılan bu uzun takdimden sonra çok kez bu takdimin çeyreği kadar bir Ayet okunur.
Bu alışkanlık terk edilse de Okunacak Ayet okunsa, meali de verilse sünnete daha uygun olmaz mı?

          Örnek 2- Okunan Hutbe arasında salavat okunur ama bu salavat için uzun bir gerekçe de okunur: “Ta’zîmen li Nebiyyihi…” diye başlayan bu gerekçe bittikten sonra salavat okunur. Salavattan önce okunan bu metin dua değil, dinleyenlere bir öğüt, bir uyarı değil. Okunması sünnet de değil. Peki niçin okunur?  Sanki Hatip, dinleyenlerine şu mesajı veriyor: “Aziz dinleyenlerim! Şimdi bir salavat okuyacağım ama bunu okumam sebepsiz değil, işte sebepler: “Allah, Peygamberine tazim için, Safiyyi’nin Yüce Şanını kerametli kılmak için haber verici ve emir edici olarak …” diyor, sebepleri sıraladıktan sonra  salavatı okuyor.
Acaba bütün bu sebepleri anlatmadan salavat okusa, sünnete daha uygun düşmez mi? Gerekçe dediğimiz bu metinde Allah’ın, Peygamber’ine tazim ve tekrimde bulunduğu da ifade ediliyor. Allah mı Peygamber’e tazim eder, yoksa Peygamber mi Allah’a tazimde bulunur.?
Dinen çok önemli bir gün olan Cuma gününde, Cuma Hutbesi arasında sünnette yeri olmayan ve sünnete uygun düşmeyen bu metinlerin yüzyıllardan berri okunması uygun mu, konunun yetkili ilim adamları tarafından incelenmesinde isabet olmaz mı?

8-Başkanlığımız, her fırsatta meslek içi eğitim seminerleri açmaktadır. Bu seminerlerde özellikle Kur’an üzerinde durulsa, camilerde ki Ramazan hatimleri gibi, Kur’an meali, okunsa faydalı olmaz mı? Müslümanlara ibadette önderlik yapan bir kişinin Kur’an’dan habersiz kalması normal mı? Bu gün, Müslümanlara önderlik yapan  din görevlilerinin acaba yüzde kaçı, bir Hadis kitabının tamamını okumuşlurdır? Elbette çok değerli ilim adamlarımız vardır. Ancak acaba bunlar mevcudun yüzde kaçını teşkil ederler?  

9-Yüz yıllardan beri, her sen Rebiul’evvel ayının 12.ci gecesi Peygamber (AS)in doğumunu kutlama programları düzenlenirdi. Bütün dünya Müslümanları arasında böyle bir hareket gelenekleşmişti. Hala devam etmektedir. Ancak bir kaç seneden beri buna ilaveten bir de Nisan ayında bir “kutlu doğum” haftası Ülke gündemine taşındı.  Bu vesileyle çok faydalı programlar hayata geçirilmektedir. Acaba bu programlar Rebiul’evvel ayında ilave program olarak yapılmaz miydi? Bilindiği gibi, Rebiul’evvel Ayı, milyonların gönlünde kutlu doğum olayını hatıra getiren, benimsenen, gelenekleşen bir zaman dilimi olmuştur.

Bu hafta münasebetiyle bir de kırmızı gül dağıtma işi ihdas edildi. “Kırmızı gül, Peygamber’in sembolü” diye adeta kutsanmakta, Diyanet mensupları tarafından bürokrat kesime saygıyla sunulmakta. Alınan kırmızı güller birkaç dakikalığına taşınmakta, az zaman sonra çöp sepetine, biraz sonra da şehir çöplüğüne intikal etmekte. Kırmızı gülün kısa zamanda pörsümesi, çöpe intikalı yadırganacak bir durum değildir. Ancak bunu Peygamberin sembolü olarak algılamanın dayanağı nedir? Aslanı Hz. Ali’ye sembol yapma gayreti hatıra geliyor haliyle. Acaba Ondan bir ilham almak mı söz konusu? Büyük Filozof Şirazlı Sadi, bu  tür malzemeyle sevgi izharını tasvip etmemiş olacak ki, şahsına sunulanları kabul etmemiş ve: “Her ki bekaî ne baş ed/  Dilbestegi ra ne şayed” demiştir. İyi niyetle yapılan, yapılmasında bir sakınca olmayan bir çok işler, zamanla “yerleşik bir ibadet” halini almış, artık onu terk etme işi kolay olmamıştır. Mevlit bunun en canlı bir örneği olmaz mı? Mevlidin yazılması güzel bir olay ama, zamanla gelenekleşip farz ibadetlerin bile önüne geçmiş olması tasvip edilebilir mi?

10- Bu gün, Diyanet İşleri Başkanlığı siyasî iradeye bağlı bir kurumdur. Bu uygulama, gerek dinin temel verileriyle, gerek devletin temel ilkeleriyle uyumlu olamaz. Siyasî olan bir “küll”ün, gayrı siyasî bir “cüz”ü normal olur mu? Bu günkü Hükümet, yeni bir Anayasa hazırlama çabasındadır. Ülkenin yeni yapılanmasında, Diyanet’in özerk hale getirilmesi için yasama ve yürütme organları nezdinde gereken teşebbüste bulunmak, iyi netice verebilir sanırım. Yararlı olacağı düşünülüyorsa bu işin takipçisi olacak bir ekip oluşturulamaz mı?
Arz etmeye çalıştığım bu düşüncelerimin daha doğrusunu Başkanlığımız elbette bilmektedir, ancak ben de aklıma gelen bazı hususları ifade etmeye çalıştım. İsabetsizliklerim affola.  Saygılarımla. 11.04.2009                                                                                                                                                                          
                                                                                                                                                 
                                                               Bahattin Bilhan
                                                               E. Müftü


                                                                                                                

Yorum
Cuma namazı
Yazar owner156 açık 2009-04-11 17:29:59
Bir de cuma namazı kılındıktan sonra "peygamber efendimize selam olsun ve bu selamlar vesilesiyle Allah her türlü kötülükten bizi kurtarsın ve korusun..." diye devam eden "dua" ne kadar doğru? İlla bir vesileyeye, aracıya mı ihtiyacımız var!
Teşekkürler
Yazar Nuri Birtek açık 2009-04-12 06:33:53
Muhterem Bahattin Hocamıza bu yazısından ötürü içten teşekkürlerimi sunarım.  
Yazar dedemin mesleği açık 2009-04-19 21:02:11
Sayın Hocam,  
Ercan Arslaner 
Memlekette emekli veya emeksiz pek çok imam, vaiz vs. var. Bunların bilmem kaçta kaçı insan ve toplum üzerine sizler gibi biraz eğilse, ortaya çok harika sonuçlar çıkacaktır.  
Duyduğuma göre görevde olduğunuz bir zamanda vali veya vekili, vekâlet ettiğiniz müftülüğe gelerek konuşma içinde “Hocam kabahat de, ibadet de gizli” der. Sizin üstün medeni cesaretinizle “O zaman minareleri çuvalla kapatalım” dediğinizi duymuştum.  
Bu yazıda da değerli düşüncelerinizi açıklamaya devam ediyorsunuz. Ve Diyanetin teknik konuları yanında kadro şişkinliğine işaret ediyorsunuz. Şahsen Ankara’daki Diyanet Başkanlık binasının konforu ile halkın yaşayışı arasındaki derin farkı görmek üzüntü verici. Üstelik oradaki konfor halktan toplanan paralarla o halini almıştır. Şimdi İslam gibi aziz bir kelimeye hizmet etmek için yapılan bu işler arasındaki önemli tutarsızlığa ne denilir Allah aşkına! Konfor olacaksa, bu, öncelikle halktan başlamalı değil midir? Yüce peygamberin hayatındaki sadelikle oradaki görüntü arasında maalesef çok fark var. Yine bu toplanan paralar bir zamanlar Diyanet Başkanı eliyle farklı bir amaçta kullanılmıştı. 
Bugünkü Diyanet teşkilatı insanları aydınlatacak yöntemlerden oldukça uzaktır. Özellikle de hiçbir yerdeki haksızlığa ”HAYIR!” diyecek durumda bile değildir. Bunun için Necip Fazıl, teşkilatı söylenişi ona yakın bir kelime ile ifade etmişlerdi. Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’yı vakıf olarak müminlere vermiştir ve vakıfnamesinde onu başka amaçlar için kullanacaklara lanet etmiştir. Keşke biz bu gerçeği Diyanet ağzından duyarak onların bir girişimine tanık oluverseydik. 
Keşke bu Diyanet, kandırmaca bir kurum olarak milletin parasına ortak olmasaydı da deseydi ki “Sayın yüksek idareciler! Bu vatanda şu kadar genç var, bunlar iş yapacak bir meslek öğrenemiyor ve devlete, millete ailesine ve kendisine yük oluyor. Yurtdışına ekmek parası kazanmak için göçen ailelere gönderdiğimiz” Namaz kıldırma memurları oradaki hükümetlerin gençlerine, hatta Türk gençlerine meslek öğrettiklerini söylüyor. Bizim ülkemizde bu işi kim yapacak? Diye bir hamlesine kimse rastlamadı. 
Şimdilerde namaz kıldırma memurlarının(Bu adlandırma düşünür ve şair merhum Said Çekmegil’e aittir.) okuyacağı üç kelimelik hutbe bile Diyanetten hazırlanıp gönderiliyor. Bu iş bile imamın emeğiyle hazırlanmıyorsa ”Bana burada gerek kalmamış.”diyerek istifa edebilir mi? Zaten milletin hangi hutbeye ihtiyacı olacağı veya olmayacağı konusunda şimdiye kadar bir ankette yapılmamıştır.  
Bildiğimize göre zaten bu işleri eskiden muallim, kadı vs. gibi resmi görevliler yaparmış. Ayrıca namaz kıldırma işi bir hukuk görevlisi tarafından yapılırsa, memleketin vukuat, adalet işiyle de uğraşan bir şahsın, insanların içinde olması sosyal ve pedagojik yoldan önemli yararlar sağlayacaktır.  
Bütün bunların sonucunda halk bilime yönelmiş olur; çünkü bu yüce din değil midir ki o “Âlimin uykusu cahilin bin yıllık ibadetinden daha hayırlıdır.”der. Hele Ahnef ibn Kays adlı şahsın “İlim ile takviye edilmeyen bir izzet zillete inkılâp eder.” Sözü okul, bilgi, öğretmen, teknolojinin değerini ne kadar açık anlatmaktadır. Maddeciliğin kol gezdiği çağımızda teknik her şeyden öne geçerek bir cazibe merkezi olmuştur. Öyle ise bilimde ileri olanlar kendi fikriyatlarını yaşayarak Polonya’nın Katin ormanlarında en az altı bin Polonyalıyı öldüren Rusları ve günümüzde Irak da, Afganistan’da insan avına çıkanları vb. örnek almayacaktır. Ayrıca batılıyı çağdaş ve bilimde ileri gösterenler niçin İslam dinindeki bu yücelikleri anlamaktan kaçarlar? 
Kendi yollarında yükseklik görenler zekât sözünü duymak bile istemezler. Öyle ya o Arapça bir kelimedir ve eski zamanlara aittir. Fakat ABD, İngiltere ve diğer ülkeler faizin tahribatından kaçarak günümüzde onu kriz sebebi gösterdiler. Bizdeki kültürlü cahiller bu gerçekleri bir türlü kavrayamıyor. Bu bilgiyi fizikteki bileşik kaplar yoluyla da izah edebiliriz. Bilindiği gibi U şeklindeki bir cam boruya konulan su her zaman aynı seviyede kalır. Zekât aynı ülkede aynı sorumlulukları paylaşan insanların herhangi bir şekilde zengin olanlarından fakirlere aktarılacak bir vergidir. Bu ibadetin sonuçlarının ne olacağını anlatmağa gerek yoktur.  
İnsanların kurtuluşu mutlaka bilimledir. Öyle ise üç yüz yıldır cehaletten kurtulamayan Türkiye samimi olmalı ve her alanda İslam’ın üstünlüğünü kabul etmelidir.  
Ben de bunları söylerken haddimi çok açtım ama maksadım sizin açtığınız bu çığırda başta zaman olmak üzere her israfın ne kadar zararlı olduğunu tekrar anlatmak isterim. Bu arada din herkes tarafından öğrenilir ve namaz kılmanın herkesin yapacağı ve yaptırabileceği kolay bir iş olduğu anlaşılırsa memleketimizde ne kadar büyük bir tasarruf yapılacağı anlaşılır. Herhalde İslam dini insanların çalışırken alınlarından akacağı terin ne kadar mübarek olduğunu bunun için ifade etmiştir. Şimdiki devir insanları trafik kazalarının hangi oranda alkol yüzünden olduğunu bile açıklamıyor. 
Sona gelmişken “Eğri konmuş bir tuğla üzerine aya kadar yenilerini ekleseniz, onları doğrultamazsınız.”atasözüyle yazımı bitirmek istiyorum. Bilenler bilir; Müslüman’ın uyacağı kurallarda önce “NAS”,sonra ona hiçbir şekilde aykırı olmayacak içtihatlar (görüşler) gelir. Aslında İslam dini her kuralın hükmünü belirlemiştir. Onların yaşatılması bilim ve teknoloji; fakat başta adaletle olur. İslam Dini insanlar için baştan sona bitmez tükenmez nur kaynağıdır. Bu kadar büyük bir nimetin her zerresi rahmetle doludur. Anneler, babalar, milletler onu en kıymetli varlıkları olarak görmeli, konuşmalı ve korumalıdır. 
Temennim sosyal alanlardaki yazı ve düşüncelerinizi görmeye devam etmektir. Saygılarımla. 
• Bu hutbelerde peygamberimizin ağaç dikimine verdiği önem de anlatılır; fakat İslam dininin insanları eyleme yönelten şu sözü “Yapmayacağınız işi neden söylersiniz?” ile halk tümüyle ağaç dikmeye yönelirse, hatta ağacı bir insan gibi korursa, ortaya çıkacak Türkiye ve dünyayı iyi tasarlamak gerekir. Siz de bir zamanlar Türk işçilerinin kaldığı bir şehirde çevrenizde otlayan ceylanları gördünüz. Şimdilik bazı yol kenarlarında dernekler ve resmi kurumlarca yapılan fidanlıklara rastlanmakta ise de onlar özellikle yaz mevsiminde Doğu Anadolu’dan İç Anadolu’ya getirilecek suyu beklemektedir. 
 
 
 
İkaz görevimizdir.
Yazar Melitenli açık 2009-04-26 10:10:27
Hocamız önemli bir görev ifa etmiş, müminleri ve yetki sahiplerini uyarmıştır bu yazısıyla. İbadet asli görevimiz olduğuna göre onu doğru şekilde önemle yerine getirmemiz de çok önemlidir.  
Bana göre herkes, bu yazıyı benimsemeli, örneğini alarak altını imzalayıp muhatabı olan D.İ.Başkanlığına göndermeli ve vaız, imam ve müftüleri uyarmalı, bu yanlışlara dikkat çekmeli.  
Bu uyarıyı yapmanın çok sevap getireceğini düşünüyorum.  
İ. Melitenli 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 27-07-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73645990 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net