25-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow SÖZÜN GÜCÜ
SÖZÜN GÜCÜ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 4
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin Evci   
08-04-2009
SÖZÜN GÜCÜ
Necmettin Evci

                                           (Aşağıdaki yazı, yazarın 2 Nisan 2009 tarihinde DiyarbakırDicle Üniversitesinde başlıktaki konu üzerine verdiği konferansının bir bölümünden çözümlenerek oluşturulmuştur.)

Materyalist koşullanmalar içinde bir yol edinen, yol bulmaya çalışan insanın anlam dünyası yıkılmıştır. O artık ne kendisini ne de dünyayı özel, öznel bir varlık olarak yaşayamıyorsa, söze gereken önemi vermeyişi sebebiyledir. İnsanın anlam alanından uzak kalışı ile sözden uzak kalışı arasında doğrudan bağıntılar vardır. Anlama bağlı olarak sözün, söze bağlı olarak anlamın hayattan çekip gitmesi, tercih edilen materyalist yaşama biçimiyle birebir ilişkilidir. Materyalizm insanın ontolojik
özelliklerinden  ve geleneğinden beslenen varlık dünyasını çökertmeksizin egemenliğini kuramazdı. İnsan varlığın ve varlığının hakikatini, ruhunda bir yük saymakta, bu yükün altında ezileceğini sanmaktadır. Onu ezen insan sorumluluğudur. Hafiflemenin bu yükten kurtulmakla mümkün olacağı yalanına fena kanmış, fena kapılmıştır. Bu amaçla sorumluluğundan kaçmakta, özgürlüğü sorumluluğunu terk ederek kazanacağı vehminde bulacağını sanmaktadır. İnsan kendinden, hakikatten ürkmektedir. Modern insan eşi benzeri görülmemiş bir yabancılaşma yaşamaktadır. Onun şimdi tek amacı vardır: Gününü gün ederek eğlenmek! Eğlence kültürü, materyalist egemenliği kabullenmekten,  kendimizi kendi ellerimizle köleleştirmekten başka bir şey değildir.

George Orwell 1984’ünde Büyük Birader’in birey üzerinde kurduğu tahakküm ve denetiminden söz etmekteydi. Neredeyse bu denetimden kurtulmanın imkânı yoktu. Huxley ise çok daha çarpıcı bir öngörüyle insanın kendi isteği ile, güle oynaya köleliği yaşama biçimine dönüştüreceğinden söz etmekteydi Cesur Yeni dünya’sında. Bu kadarı da olamazdı. Bu kitap yayınlandığında uçuk, karşılığı olmayan bir kötü fantazya gibi algılandı. Gel gör ki, bugün yaşadığımız süreç Huxley’in o dehşet çağrıştıran ütopyasını yaşanan bir gerçeklik olarak haklı çıkarmıştır. Televizyon merkezli görüntü dünyası ile oluşturulan egemenlik; insanın ruhunu, benliğini, kişiliğini teslim almışsa Postman’ın televizyon için söylediği o çok net ifadesini derinlemesine yeniden düşünmek gerekmektedir: Öldüren Eğlence: Televizyon. Televizyon kitle iletişim aracı olarak tam manası ile egemen güçlerin emrinde ve hizmetinde bir işlev görmektedir. Kitlesel çoğunlukların televizyon ve her türlü görsel mekanizmalarla kurdukları bağlantı iletişimin ötesinde tek yanlı kurguları, bağımlılıkları artırmaktadır. Bütün bir ömürlerini inceden inceye hesaplanmış simülâsyonlar seli karşısında tüketen insanlık, özgür ve özgün dokusunu da yitirmiştir. Sanal bir hercümerç yaşamaktadır. Gerçekliği kalmamıştır. Düşünme, tercih edebilme, seçme yeteneklerini yitirmiştir. Bu yapısı ile kitle diye tabir edebileceğimiz kimliksiz kalabalığa molekül olarak eklenmektedir.

Kitle değerler dünyasından soyutlanmış, tüm kapitalist tonlamaları ve boyutlarıyla amaçsızlığı amaç edinmiş insan yığınlarını ifade etmektedir. İnsan yığını! Hepsi bu kadar. Farklı nitelikleriyle insan çoğunluklarını ifade eden aşiret, millet, ulus gibi kavramlar piyasanın işleyişine elverişli görülmemektedir artık. Çünkü değerler ait olduğu insanı neo liberal pazar ekonomilerinin açık pazarı olmaktan kurtarmaktadır. İnsanın tek tek sömürülecek pazara dönüşmesi için onu engelleyici değerlerinin yok edilmesi veya zayıflatılması gerekiyordu. İşte bunu yaptılar, yapmaya çalışıyorlar. Bugün Müslümanlarınkiyle yeni dünya düzeninin liberal zihin dünyası çatışma halindeyse alternatif bir kültür ve medeniyet tasavvurumuzun hâlâ canlı, diri olması yüzündendir. Tasavvur düzeyinde bile olsa, mevcut yapıda var olan ve tekrar üretildiğine tanık olduğumuz değerlerin varlık alanlarının genişlemesi modern sömürü alanlarını daraltmaktadır. O nedenle Müslümanlar da tarihsiz, bilinçsiz, sadece anı yaşayan bir güruha dönüştürülerek, oluşturulmuş akışa katılmak istenmektedir.

Biz biliyoruz ki kitlelerin kimliği, benliği, iradesi, düşüncesi yoktur. Demek ki işte bizi bütün bu nitelik ve özelliklerimizden kopararak, ayrı düşürerek kitleleştirmek istemektedirler. Bu düzen(eğ)in en yaygın, en etkin aracı televizyon olmak üzere insanı imaj ve gösteriş budalası yapan mekanizmalardadır. Kitleler imajlarla yönlenir, yönlendirilir. Eskiden inançla, felsefeyle, dinle, ideolojiyle, gelenekle aidiyetini ifade eden insan şimdi imajların kurgusal, yapay biçimlendirmeleri içinde var olmaya çalışmaktadır. Vitrinlere ve nesnelere yönelişi, içindeki doldurulmaz boşluğu sebebi iledir. İçindeki boşluk ne kadar büyürse maddi gereksinimi, eşyaya ve gösterişe yönelişi artmakta, azmaktadır. İmaj, iç evrenlerinde ancak bir hiçlikle karşılığı verilecek olan boşluk yaşayanların içine düştükleri çaresizliktir.

Dikkat edilirse anlamdan uzaklaşmak ile görüntülerin esiri olmak, görüntülerin ablukasında kıpırtısız kalmak arasında açık bağlantılar kurdum. Ben burada görmeyi, görüntü evrenini küçümsüyor değilim. Asla. Sonuçta gördüklerimizle yaşarız, gördüklerimizi yaşarız. Görmek de işitmek de mucize yeteneklerimizdir. Bütün bu nimetler için Rabbimize şükrediyorum. Sadece görmek ve işitmek karşısında zihni yapılanmamızı tartışmak istiyorum. Görmek için, hele bir televizyon izleyicisi olmanız için fazlaca bir çaba sarf etmenize gerek kalmaz. Hatta kendinizi düşüncelerden, kaygılardan ne oranda sıyırır, soyutlarsanız o oranda keyif alırsınız seyrettiklerinizden. Oysa söz karşısında dimağımız aktif olmak zorundadır. Onu algılamak, zihnimizde değerlendirmek, analojiler yapmak, çoğaltıp eksiltmek gerekmektedir. Konuşmak ve dinlemek, yazmak ve okumak zihinsel çaba ister. Zihni faaliyetiniz ne kadar yoğunsa anlam alanınız o oranda derin ve geniştir. İşte ilim, düşünce, sanat, felsefe bu alanda oluşur. Bir atasözümüz ‘Cahilin aklı gözünde olur’ derken bu espriyi de içeriyor olmalıdır. Tarih boyunca inanmayanlar hep görmek istemişlerdir. Onlar illa ki görecekler. Görüp de ne yapacaklar diyeceksiniz. Aslında yapacakları bir şey de yok, belki biraz şaşa kalmalarını eğlenceye dönüştürüp sonra tekrar inkârlarına devam edecekler. Oysa inananlar, inanmaya yatkın olan kişilikler böyle değildir. Müminler ‘işittik, itaat ettik’ derler. Onların inanmaları için işitmeleri yeterlidir. Çünkü onlar hakikatle, gerçeklerin değişmeyen özü ile, kendi cevherleriyle, ilahi inayetle ilgilidirler. Onlar var oluşlarını ciddiye almış insanlardır. Sözle ilişkisi olan, sözden kopmayan insan eninde sonunda mana âlemi ile hemhal olacaktır. Tersten bir çıkarsama konuyu daha anlaşılır kılabilir: Anlam sorunu olanlar düşünceye yönelmek durumundadır. Çünkü biz sözü düşünürüz, sözle düşünürüz. Mutlak söz Allah’ındır ve mutlak doğru Allah’tandır. Söz kelamî anlamda hikmet ve hakikat olarak ifade edilmiştir. Sözü boğmak, kapatmak, onu bozmak isteyenler tarihin en büyük zulmünü işlemişlerdir.   

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-04-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73530054 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net