24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow AHİRETTE TORPİL OLUR MU?(*)
AHİRETTE TORPİL OLUR MU?(*) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 8
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami ÇEKMEGİL, (Çoban Tefsiri   
04-04-2009
               AHİRETTE TORPİL OLUR MU?(*)

                                                        M. Selami ÇEKMEGİL, (Çoban Tefsiri’nden) 
Allah Kur’an’da -İsrailoğulları’na- diyor ki mealen: “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi cümle aleme üstün kıldığımı hatırlayın.” Ve : “Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz!..”

Allah’ın bir zamanlar cümle aleme üstün kıldığı ve nimetler verdiği İsrailoğulları’nın bile torpile mazhar olamayacağı, müstehak oldukları takdirde kötü eylemlerinin cezasından fidye ödeyerek veya başkasından yardım alarak kurtulamayacakları bir günün tehdidi altında sınandıkları bir dünyada, kim ve hangi insan, kime ve neye güvenerek kötülüğü ilke edinip Allah’a karşı gelme cüretini gösteriyor; ben hayret ediyorum.

İsrailoğullarının kendilerine uyarıcı olarak gönderilen peygamberlerine bile güvenerek yanlış yola girmemelerinin istendiği bir dünyada, kim kime güvenerek yanlışlığı ilke edinir, gününü gün ederek keyfi davranışlar içinde, iyi-kötü ayrımı yapmaksızın ilkesiz ve rasgele bir hayat sürer; hayretler ediyorum. Kur’an’ın bu açık ve bu yalın ifadesine rağmen, kim Allah’ı unutup da kötü eylemlerinin karşılığından rehberi, şeyhi, velisi, hahamı, putu sayesinde emin olur; anlamıyorum. Kimmiş o Allah’ın affetmediği liyakatsiz kişiye torpil olacak ve onu kurtaracak olan; kim, hangi yaratık?.. O halde insana düşen, hiçbir yaratığa, hiçbir varlığa güvenmeksizin Allah’a yönelmek ve yalnız, ve yalnız ona sığınmak; ondan yardım ve af dilemektir. O’nun ödülüne layık olabilmek için dürüst ve ilkeli bir hayat içinde, yanlışlık ve yanılgıları için O’nun -affına ve merhametine liyakat belirtecek- namütenahi (sayısız) nimetlerine şükürle kötülüklerden kaçınan bir yaşam tarzını prensip edinmektir. 

Allah’ın lütuf ve nimetini saymakla bitiremeyiz. En büyük nimeti Cennettir. Cennete yönelik temiz bir hayat tarzını seçmemizi sağlayacak akıl nimeti az bir lütuf mudur? Ve yine, akla ışık tutacak kavli ayetleri ve hele de toplumsal dayanışmayı ve tekamülü mümkün kılacak sosyal dürüstlük ölçülerini, Allah’ın sevgisine liyakatin yöntemini belirleyen bireysel faziletin ve ruh yüceliğinin temrinlerini gösteren şu yüce Kur’an, Allah’ın ne büyük ikramıdır!..Bu azim Kur’an’ı unutup da başka mazhariyetleri onun üstünde bir kerametmiş gibi empoze edenlerin aklına şaşmak lazım. Hele de cambazlıklara, hokkabazlıklara, lafazanlıklara keramet diyenlerin, Kur’an öğretisine ters üstünlük tariflerine acıyarak bakıyorum. Bir Müslüman ve fıtratını bozmamış temiz bir insan hayatı sürmekten daha üstün hangi yücelik vardır?.. Suda yürümek midir, marifet; herkes yürüyor, gemilerde, kitleler halinde... Havada uçmak mıdır? Allah’ın uçuş kanununu keşfederek o kanun gereğini yerine getiren herkes uçuyor!.. Yoksa yanağına boru sokan Tayland’lı gibi göbeğine şiş sokup şarlatanlık yapmak mıdır keramet?..Göz boyamak marifet olsaydı, bir küçücük şapka içinden on adet tavşan çıkaran Zati Sungur en büyük veli; yaktığı kağıt küllerinden fala bakıp geleceğimizi okuyan Abra Kadabra en üstün keşşaf olurdu!.. Kimmiş o evliya ki, Allah’ın bilemezsin dediği gaybı bilecek? Zavallı insanlar, şu dünyada temiz, müslümanca ve insanca hareket etmenin ne büyük bir lütuf olduğunu unutuyor da böylesi zavallılıklara prim veriyor... Bana yardım et Allah’ım diyeceğine, yetiş ya Abdulkadir-i Geylani diye belki o yüce insanlara da hakaret ediyor. Allah’a yönelecek kalbine hedef saptırıyor da, kendine hiçbir faydası olmayacak ölülere tapınıyor. Oysa ki, ölüler duymazlar; türbelerin, mezarların kulağı yoktur!.
.

İşte bakara 48. ayetinde İsrailoğullarına hitaben bu gerçekleri hatırlatan Allah, yine bu gerçeği vurgulamak üzere, onların bildikleri olayları refere ederek, tiranlık rejimlerinin felaketini resimlendirmek suretiyle uyarılarını sürdürüyor. Bu geçmiş tiranlık dönemine atıf yaparak Kur’an İsrailoğullarına hitaben devamla diyor ki: “(Ey İsrailoğulları! –ve bir manada ey insanlar!) sizi firavunun adamlarından kurtardığımızı da hatırlayın ki, o size işkencenin en kötüsünü yapıyor; erkek çocuklarınızı boğazlıyor ve kızlarınızı (fenalık için) hayatta bırakıyorlardı. Bunda Rabbınızdan size büyük bir sınav vardı.”

Atıf yapılan bu olaylar, Kur’anın hitabettiği camiada bilinen bir kıssa idi. Gerçekten de Yahudi kaynaklarına göre, Firavun camiasının İsrailoğullarına nefreti çok zalimceydi. Fakat, garip ‘sevgisi’ bundan da zalim... Bu kaynaklardaki tasvirlere göre onların hayatlarını zalim bir köle düzeni içinde zehir etmişlerdi. Tuğla, kireç işlerinde ve arazide her türlü tarla işinde her ne yaptırdılarsa şiddetle ve katılıkla yaptırdılar. Firavunun angaryacıları saman vermeden İsrailoğullarına sağlam kerpiçler yapmayı emrettiler. Firavun bir fermanla, doğan her erkek çocuğun nehre atılmasını, her kız çocuğun canlı bırakılmasını emretti. Bu ferman nedeniyledir ki, Hz. Musa doğumundan sonra üç ay saklanmış ve daha sonra gizlenemeyince de sazdan yapılmış küçücük bir tekne içinde Nil’e atılmış. Onu firavunun kızıyla hanımı bularak aileye evlat edinmişler. Böylece Musa kendi halkının düşmanları içinde büyütülmüş, halkını kurtarmak için görevlendirilmiş ve ilahi hikmet ki, Mısırlı düşmanlarının öğrenim, deneyim ve hatta zulümlerini, halkının kurtuluşuna katkı yapmış... 
“Ve sizin için denizi yarıp sizi kurtardığımızı, ve firavunun adamlarını gözlerinizin önünde boğduğumuzu da hatırlayın.” 


Allah denizi nasıl yarıp, İsrailoğullarını nasıl kurtardı, Firavunun ordusunu o denizde nasıl boğdu; bugün bizim için tali bir meseledir. Tıpkı “Tanrı bile batıramaz” denilerek denize indirilen ‘Titanic gemisi"nin batışı, Dünyaya hükmeden ABD yönetiminin bir hortum faciasına yenik düşmesi, II. Dünya savaşında atom bombasıyla yerle bir edilen Japonya’nın ekonomik mucizesiyle insanlığı şaşırtması gibi... Ama insanoğlu dizginleri kaçırınca sersemleşiyor ve aklın kontrolü dışına çıkan hissilikleri, heva ve hevesleriyle densizleşiyor. Bakınız Kur’an bunu nasıl resimlendiriyor ve:“Ve Musa’yı kırk gece (inzivaya) çekince (onun yokluğunda) buzağıya tapındığınızı, acıklı bir yanlışa saptığınızı hatırlayın” diyor...
 
Yahudi kaynaklarının verdiği bilgiye göre bu olay Sina dağında ‘On Emir’in ve Musa şeriatının verilişinden sonra idi. Musa dağa çağırıldı ve orada 40 gün 40 gece kaldı... Fakat ahali -gecikmesinden sabırsızlanınca- altından bir buzağı heykeli dökerek ona tapmışlar. (bkz...:) Neden ve niçin bilemiyorum. Ama Allah bu saçmalığa karşı dahi merhamet ediyor ve:
“O zaman bile belki teşekkür edersiniz diye sizi affetmiştik. İyiye ve güzele yol bulursunuz diye Musa’ya Kitab’ı ve (hak ile batılı ayıran) Furkan’ı (kriteri) vermiştik”  diyor... 
 
Bu furkan, bu kriter yazılı kitabın bir başka ismi midir, yoksa Allah’ın -onun dışındaki- başka bir işareti mi; çözümü zor gözüküyor. Ama Kur’anda kendisine kitap verilmeyen Hz. Harun’la ilgili olarak da Furkandan bahsedildiğine göre Kur’anın sözünü ettiği bu kriter (furkan), vahyî Kitap dışındaki bir şeyi, kevnî ayetleri veya aklın ulaşacağı temyiz kabiliyetini de işaret etmiş olabilir.

Ama ben Müslüman bir çobanım. Ben sadece ve sadece Rabbımı tanırım. Ona yönelir, ona ibadet ederim. Alengirli işlerden, evliyaullah’a dil uzatmaktan, onları kötü tanıtmaktan uzak kaçarım. Cambazlıklara, hokkabazlıklara kısa süre bakar gönül eğlerim. Ama onlara öykünmem, onlara özenmem...

Ben Allah’ımın o şanı yüce peygamberiyle bana ulaştırdığı Şanlı Kuran’ımı anlamaya çabalarım. Ben onun ölçülerini dikkate alan, aklını kullananlara saygı duyarım...

Ben sade bir insanım!..


M: Selami Çekmegil


bkz: K. BAKARA/ 47 – 53:
(Çoban Tefsiri'nden)

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 28-07-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554750 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net