26-02-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow feodaliteden moderniteye şehirleşmeyle dönüşen:
feodaliteden moderniteye şehirleşmeyle dönüşen: PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin EVCİ   
12-02-2009

feodaliteden moderniteye şehirleşmeyle dönüşen:


                                                                                       Necmettin EVCİ

Kilisenin egemenliğindeki feodal Avrupa’da uzun süre şehirleşme istenilen düzeyde olmadı. 11 ve 12. yüzyıllarda gerçek anlamda şehirleşme devrimi diyebileceğimiz bir dönem başladı. Elbette bu kendiliğinden ve birdenbire vuku bulan bir gelişme değildi. Tarihsel olguların tek sebebi yoktur. Burg’lar dönemi diye tanımladığımız bu dönemi hazırlayan birçok farklı sebeplerin uygun şartlarda birleşmesi söz konusudur elbette. Bu olguyu hazırlayan öncelikli sebeplerin başında belli toprak politikasıyla insanların diğer hareketlerini kısıtlayan Roma’nın ve çok kısa süren Karolanj imparatorluğunun dağılmasıyla birlikte kendi nüfuz bölgelerinde derebeylerinin, güçleri ve toprakları sınırlı kral, kont ve şövalyelerin etkisi çok olmuştur. Bilindiği gibi bu kişiler
feodal dönemde tüm toplumsal hareketlerin belirleyici aktörleriydi. Ayrıca Hıristiyanlık topluma yeni bir ruh kazandırmıştı. Kiliselerin yanında ve yakınında yükselen kont şatoları, dük saraylarının yanında yükselen kiliseler halk için bir cazibe merkezi oluşturmuştu. Feodal yapı sadece toprak ve kiliseyle izah edilirse eksik kalır. Belli kişilere bağlılıkta toprak ve kilise kuşkusuz inkâr edilmez ehemmiyettedir. Feodal yapıda belirleyici olan asıl unsurlardan biri de köle ve köylülerin çeşitli ara kademelerle bağlı oldukları derebeyleridir. Bu yapı içinde insanlar kendilerini ancak o aidiyetle ifade ederler. Yani bugün anladığımız anlama yakın içerikte birey anlayışı oluşmuş değildi. Bunu tasavvur etmek bile imkânsızdı. Her kişi kendini bağlı bulunduğu kontla, dükle ifade ederdi. 12. yüzyılda aile kavrayışı kesin bir şekilde hanedan kavramına dayalıydı. (47) Aile kavramını bile bu çerçevede düşünmek gerekir. Aşiret, kavim veya kabile anlayışı sürmektedir. Yakın zamana kadar ve çoğu yerlerde hâlâ sürmektedir. Hatta denebilir ki, orta zamanda bu anlayış tüm dünyada, bizde de egemendi. (Bana sorarsanız biz biraz da bu tarz aidiyet ilişkilerinin ve bağının zayıflamasından, kopmasından sıkıntı çekiyoruz.) İnsanlar dinlerini, düşüncelerini, yaşam biçimlerini kendileri seçemez; önceden belirlenmiş bir düzen içinde kaderlerini yaşarlardı. Yani özgür bireyler değildiler. Onlara özgürlüğün havasını solutacak şehirler de yoktu. Saray, şato ve kilise merkezlerinde yeni yeni gelişen, genişleyen yerleşim yeri biraz olsun coşkuluydu. Orada hayat daha farklı deviniyordu. Orada farklı bir ritim farklı bir anlayış vardı. Ne vardı oralarda? Hayır hayır o bin bir gece masallarının Bağdat’ı veya ışıltılı güzelliğiyle İstanbul, Semerkant, Buhara değildi oralar. Sadece sarayın ve konukların ihtiyaçlarını karşılamak için düşünülmüş yapılar, köylülerin ürünlerini depolamak ve onlara ihtiyaçlarını vermek için ambarlar, tevzi depoları, bir iki nalbant, berber, demirci, bir dinlenme salonu, han, belki hamam, güzel bir yol, kontun ya da dükün himayesinde çalışanlar, oradan buradan gelenler, ihtiyaçlarını temin ettikten sonra rüyalarında yaşayacakları bu cıvıl cıvıl anılarla dönen insanlar.. Asıl şehirleşme ‘Burg’larla beraber gelişti.
Burg (bourg), Burgus  kelimelerinin Germanik olduğu söylenmektedir. Yakın bir söyleyişle dilimize ‘burç’ olarak geçtiği şeklindeki görüş yanlıştır. Çünkü daha 12. yüzyıldan en az 600 yıl önce belki daha evvel bu kelime Arapçada ‘yüksek, yükseklik, kale, sur, aşamalar’ anlamında kullanılıyordu. Kur’an’da ‘Buruç’ (burçlar) suresinin olması bile başka delillere gerek bırakmayacak kanıttır. Feodal Beyler geniş olan şatolarının etrafını burçlarla çevirdiler. İçinde ve çevresinde az önce anlattığımız renkli, coşkulu hayatın yaşandığı bu yerlere burg dendi. Burglar gelişti ve şehir hüviyeti kazandı. ‘Romalılar bir surla çevrelenmiş yerleşim yerine ‘burgum’ demekteydiler. 12 yüzyılın ilk yıllarında bu kelime ‘yerleşim birimi’ anlamında hemen bütün Fransa’ya yayılmıştır.(48) Yanlış değildir. Çok yönlü beşeri ilişkilerin doğal akışı içinde büyüyen yerleşim yerlerinin merkezinde kalan saray ve şatolar yani burglar vardır. Ama asıl burglar ticari merkezler olarak kurulmuştur. Burg ilk anlamı itibariyle pazaryeri, panayır demektir ve kuvvetli bir ihtimalle ilk kurucularını çoğunluğunu Müslüman tüccarlar veya onlarla ticari ilişki içinde olan kişiler oluşturmuş olmalıdır.
Kendi dar dünyası içinde sıkışıp kalmış Avrupa, yaşam için gerekli baharat, kumaş, iplik, porselen ve cam eşyalar, kokulardan kâğıt ve kaleme, halıya, diğer dokuma ürünlerine hatta ayakkabıdan süs eşyalarına kadar hemen her şeyi diğer ülkelerden özellikle de o zamanlar yüksek bir medeniyetin temsilcisi Müslümanlardan temin ediyorlardı. Belli yerlerde ve elbette belli bir kontun veya dükün sarayına yakın yerlerde Pazar ve panayır uygulaması başladı. Kervanlar mallarını burg denen bu pazar ve panayırlara indiriyor alım satım buralardan yapılıyordu. Alışveriş organizasyonunun daha güvenli sürdürülmesi için tahsis edilmiş bu yerlerin etrafı yüksek tahta perdeyle çevrilmiştir. Müslümanlar bu faaliyetten çok para kazandılar.(49) Ama daha da önemlisi Avrupa insanının mutlu yaşaması için böyle merkezlere ihtiyaç vardı. O nedenle ilk dönemde muayyen bir zamanla sınırlanan bu yerler ihtiyacın sürekliliği ve görülen fayda üzerine otoriteler tarafından sürekli yani kalıcı hale getirildi. O sebeple tahta perdeler ve ahşap yapılar yörede mevcut malzeme koşullarına göre kalıcı hale getirildi. Daha çok da taş, tuğla ve mermerden inşa edildi. İnsan ihtiyaçlarının çeşitlenmesi, her geçen gün piyasaya çıkan yeni mal ve ürünler burayı gittikçe artan cazibe merkezi olarak gündelik hayatın tam ortasına yerleştirmişti. Burglar hayatı ve insan ilişkilerini ticaretin belirlediği zenginlik merkezleriydi. Ticaretle beraber farklı kültürler, algılar, hayatlar ortak ihtiyaçların itme ve çekmesiyle kaçınılmaz bir alanda yani yaşamsal gereklilik ve gerçeklik alanında buluşuyordu. Bu buluşmalar birebir kültürel ve düşünsel etkileşimi sağlıyordu. İlk zamanlar bu yabancılar toplumu ifsat eder kaygısıyla biraz dışarıya ve sınırlı bir zaman için konuşlandırılmışlardı. Oysa şimdi yaşamın zaruretleri çekinceleri yontmuştu. İnsan bilmediğinden korkar, çekinir. Hatta burgların yaşama eklenmesi herkes için iyi olmuştu. Yeni, renkli, esnek ve zengin boyut kazanan yaşam alttan alta değerleri yerinden kımıldatmaya bile başlamıştı. Buradaki insanlar farklıydı. Doğrusu pek de fena değillerdi hatta hoştular. Rahattılar, emindiler, geniştiler. O zaman için benim diyen Avrupalının düşünemediği, düşünmeye korktuğu; yapamadığı, yapmaya çekindiği düşünce ve davranışların sahibiydiler ve üstelik kötü de değillerdi hani. Batılı yüzyıllardır uzaklaştığı giderek koptuğu dünyaya yavaş yavaş yaklaşırken bile heyecan duymaktaydı. Aradan geçen uzun zaman içinde burglar büyümüş ve tam anlamıyla şehre dönüşmüşlerdi. Avrupalılar reform devrinden önce beş asır içinde barbarlıtan zerafete geçtiler. Hiç şüphesiz, o devirlerde maddi servet bakımından büyük bir gelişme olmuştu. 16. asır başlarındaki Avrupa 11. asır Avrupa’sına göre daha gelişmiş bir dünya teşkil edecekti. Müstakil yüzlerce şehir; beygir, rüzgar ve su gücüne dayanan sanayii mekanizmaları, katedralleri, manastırları, belediye binaları, prens sarayları, asilzade ve zengin tüccarlara ait konutlar, lüks maddeler..(50) Yeni şehirler sadece para ve zenginliklerin toplanıp taksim edildiği yerler değil ayrıca köylünün de mallarını oradaki ithalatçı ve ihracatçılar vasıtasıyla dünyaya pazarladıkları yer olmuştu. Mal hareketleri toplum ve kültür hareketini hızlandırdı. Avrupalı şehirde sadece zenginleşmemiş ayrıca orada farklı esen havayla özgürlüğü duymaya başlamıştı. Almanlar’a ait olduğu söylenen ‘Şehir havası insanı özgür kılar’ atasözü o zamanlardan kalmadır. Nereden gelirse gelsin orada insan kendini, özgür yanını keşfediyordu. Ve nereye giderse gitsin özgürlük götürüyordu. Kilise ve kontların denetimi dışında ilk kez ticaret yoluyla zengin olan, para ve güç sahibi bir sınıf teşekkül etti. Kapitalist gelişmenin görünüşteki kentsel öğeleri olarak bunlara ‘burgda yaşayan ve ticaret yapan’ anlamında ‘burguva’ (burjuva) dendi.(51) Bundan böyle başta şehir meclisleri olmak üzere burjuvalar devlet yönetiminde rol alacaklardı. Vatandaş ve yurttaş kimliği öne çıkacak ‘Magna Karta’ ve benzeri düzenlemelerle vatandaş- devlet ilişkisi yeniden tanımlanacaktı. Batı burjuvaziyle yeni bir yaşam evresine girdi. Her türlü ilişki ve gelişmenin sanayi ve üretim odaklı maddi ilerlemeye ayarlı olduğu modernist kapitalist aşama.
Modernitenin geldiği son aşamada ise insan dairesel medeniyet döngüsünü neredeyse tamamlamak üzeredir. Batı kanadında gelişen maddi uygarlığın en son aşamasında büyümede sınır tanımayan sanal sınırları zorlayarak zamanı ve mekânı rölatif hale getiren bu aşamada artık insani ölçeği çoktan aşmış çoğu şehirler medeniyet değil barbarlık üretir olmuşlardır. Şimdi insanlık medeniyetten barbarlığa doğru ilerleyen bir yola koyulmuş veya sürüklenmiştir. ‘Medeniyetten barbarlığa’ dönüşen süreç ise burada özet tarihsel gelişimiyle konu etmeye çalıştığımız ‘Şehirlerden Medeniyete’ doğru seyreden süreçten çok ayrı ve başka bir yazının konusudur.    


(50)-John U. Nef, Sanayileşmenin Kültür Temelleri, s.98, Çev. Erol Güngör, MEB. Yay. İst.1970.
(51)-
R. J. Holton, Kentler Kapitalizm ve Uygarlık, s. 19, çev. Ruşen Keleş, İmge yay, Ank.1999.

Yorum
Bitmişe benziyor...
Yazar Sanih açık 2009-02-21 05:49:00
teselsül eden dip notlarından ve konuların birbirini takip eden irtibatından uzun bir süredir parça parça yayınlanan bu makaleler serisi bir bütünün parçaları olarak bitmişe benziyor ve bu makale sanırım son oluyor. Sayın yazarı bu uzun, ciddi ve yararlı çalışması nedeniyle tebrik etmemek mümkün değil. Tebrikler Necmettin bey!..

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 12-02-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
64848465 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net