25-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
SANAT ADINA DURUŞ ORTAYA KOYMAK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 11
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin EVCİ   
28-11-2005
Image

Bir şiir akşamındayız.
Şair dostları şiirlerini okuyacaklar.
Hoşluğun boşluğunu yaşamaya bırakacağım kendimi. Ne yalan söyleyeyim
burada oluşumun en sahici, en kayda değer gerekçesi bu. Nicedir
göremediğim bu türden vesileler de olmazsa bir araya gelemeyeceğimiz üç
beş nezih dostla soğuk pınarın çağıltılı serinliğinde buluşup hoş zamanlar
paylaşmak. Önceleri şiir denizinin boyumu aşan dalgalarıyla
sürükleniyordum buraya. Şiir, daha da önemlisi sanat deyince derin mi
derin bir döngü içinde ruhum ürperiyordu. Nasıl ürpermezsin içinin iniş
çıkışlarında kendi cevherine yekinmekten bunaldığın eşikte kapılar
birdenbire varoluşun, hakikatin sırlarına açılacaktır. Ölçülemezlik, izah
edilemezlik anlamında vahye yakın bir düzlemdesindir. Kendine kopuşun,
kendini kopuşun; kendine akışın, kendini akışın; kendini aşmanın, kendine
aşmanın, kendine boşalmanın rahatlığını yaşayacaksın.  Kendimi aşkın ve
aşkınlığın serin sarmalında kaybediş rüzgârına hazırlarken, toplantının
sunuculuğu üstüne yıkılan şair dostun kısacık bir cümlesi zihnimde evrilip
çevrilmeye başladı bile:

Burada şiir adına bir duruş belirleyeceğiz. Şiir adına bir duruş ortaya
koyacağız.’
Zihnimde bu cümleye yer bulma çabam, aslında orada dönenirken
belirginleşmek için yol arayan düşüncelerimi düzenleme uğraşısıydı.

‘Şiir adına’, haydi çerçeveyi daha geniş tutarak ‘sanat, düşünce adına bir
duruş’ diyelim.
Şu sıralar iyiden iyiye açığa çıkan bir duruş sorunumuz var. Bu sorun
teori ya da pratik yaşantımızda ne tür çözümler yapmamızı gerektiriyor?
Duruş sorunu yaşantımızın siyasal, sosyal, düşünsel; öznel veya nesnel
hangi alanlarına tekabül ediyor? Yoksa hepsine mündemiç bir sorun mu?
Neden müstakil olarak felsefi, sanatsal, siyasal, toplumsal, ahlaki bir
sorun değil de doğrudan duruş sorunu? Bu sorunun öne çıkması diğerlerinin
geriye itilmesi anlamına gelmez. Esasen duruş kelimesiyle kastedilen anlam
sanatsal duyarlığı, felsefi ve siyasal bakışı, ahlâki tavrı içine
almalıdır. Yoksa bütün bu değerler alanında içimiz rahat da bir tek
duruşumuz bozuk değil. Bilakis duruş sorununun gündeme getirilmesiyle
onarılmak istenen tüm bu değerler dünyamızdaki aksamalardır. Hiç birimiz
bu meseleye eğilmeyi fotoğraf stüdyosunda objektife poz vermek şeklinde
anlamaz. Niçin mi bu örnek? Vesikalık çektiriyorsun. İçin kan ağlasa da
gül biraz. İyi ama şimdiye değin yaşantımızda ciddi manada entelektüel
inşa faaliyeti olmadıysa  bu durum ezbere, gözü kapalı yaşadığımızın da
ifadesi değil midir? Sanki şakadan, sanki mahsustan yaşamışız. Cidden bir
duruş eksikliğimiz varsa  yaşanılan dehşet(!) bir çöküş, tükeniş
sonrasında; yaşarken fark ettiğimiz son ölümümüzün sarsıntısıyla olmasın?

Duruş sorununu nasıl ele almalı?
Duruş sorunu bir durma ihtiyacına mı işaret ediyor?
Ancak hareket edenin durması isteneceğine göre böyle bir sorun zihinsel
faaliyetimizin yoğunluğuna, hızına mı delalet ediyor? Keşke öyle olsaydı.
Düşünce evrenimizin doyurucu çabalarla iç açıcı bir seviyede olmasını kim
istemezdi? İster birey ister müesseseler bağlamında olsun toplumun tüm
katlarında, katmanlarında toprağımız çoraklıktan kurtulabilmiş değil.
Düşünce ve kültür dünyamızı bir türlü verimli kılamamanın trajik
sayılabilecek serüveni en az ikiyüz yıldır sürüyor. Aslına bakarsanız
yürümedik ki duralım.(Yürümeye mecalimiz bırakılmamıştır)

Entelektüel durağanlık, kendini üretemeyen düşünce ve bilginin kendini
üretemeyen ataletinde iyice etkisizleşti. Cevherini yitirmediyse de o
cevheri çoğaltarak harekete geçirecek varoluş coşkusunu kaybetti. Öyleyse
burada kastedilen ‘duruş’ paradoksal olarak harekete tekabül ediyor
olmalıdır. Olabildiğince geniş bir düşünce ve duyarlık alanında kendimizi
yeniden gözden geçirmenin, yeniden kurmanın zihinsel eylemine.

Sağlam, tutarlı bir duruşa ihtiyaç olduğu kanaatini taşıyorum. Kendimize
ait bir duruşu varoluşumuzu anlamlı kılan ilkeler belirlemelidir. Çünkü
duruşumuz, yaşama bakışımızı, yaşam içinde konumumuzu belirleyecektir. Öz
ve özgür seçimimizle belirlemediğimiz yerle ve duruşla kendimizi ifade
etmenin imkânı var mıdır? Yanaşık düzen eğitiminde olduğu gibi dıştan
komut ve müdahalelere cevap vererek gerçekleşecek bir duruş değildir
sözünü ettiğimiz. ‘Sen şurada dur. Senin yerin burası’ Hayır birey,
hususen de sanat adamı; ait olduğu yeri kendisi seçecektir. Peki kendi
tercihimizle seçtiğimiz yer sanat adına seçtiğimiz yer midir? Değildir.
Ancak bu duruş şiir, sanat adına değil doğrudan kendi adımıza olmalı diye
düşünüyorum. Sanat kendine özgü dili, sesi, rengiyle; tarzıyla, ritmiyle
zaten orda duruyor. Bilgi de, hikmet de, tefekkür de öyle. Bize, Çin’de
dahi olsalar onları gidip alma ödevi düşmektedir. Cehalet ne ölçüde
tembellik ve durgunluktan hoşlanırsa, ilim de tersten o ölçüde sürekli
akışı, arayışı sever. Biz tarihsel nostaljimizde kalan değerlerimiz
üzerine yan gelip yatarak yüz yıllık uykumuzun keyfini sürdükten sonra göz
kapaklarımızı aralamaya başladığımızı sandığım şu zamanlarda o değerlerin
aklımızın ve kalbimizin aralıklarından akıp gittiğini fark etmiş
olmalıyız. Fark etmekle yitiğimizi hatırladık. Hatırlayarak fark ettik.

Duruşumuzu asil ve belirgin kılmak için ‘biz sanatın neresindeyiz?’ diye
sormalıyız. Doğal olarak sanat bizim neremizde? Bu sorulara sahici, sarıcı
cevaplar verilmezse, korkulur ki sanat adına ortaya konan duruş yerini de,
duruş tarzını da öncelikle sanatın bünyesi kaldırmayacaktır. Kaldırmayıp
ne olacak? Ancak sanatın dili kullanılarak ifade edilebilecek anlam ve
hakikat katledilecek. Gerçekten sanatçı, sanatsever, elgin, olgun insanlar
‘sanatın bunalımı, sanatın intiharı’ diye yorumlayacaklar belki. O güzel
insanlar asil yalnızlıklarına sığınmayı insanlığın son müjdesi olarak
kutlu eylemlere dönüştürecekler belki. Onlara hürmet ediyorum. Ama hadise
sanatın bunalımı ile açıklanmamalı. Olan; sanat adına her türlü
şaklabanlığı deneyen artizlerin (evet artiz) hafifliklerini ağır adam
pozlarıyla pazarlamalarından ibarettir. Onlar sığlıklarının,
satıhsızlıklarının kanıtı olarak pembe kelimelerle hoş (ve boş) sözler
sıralamayı icra-ı sanat sanıyorlar. Onlar has şiiri anlamadılar,
anlamıyorlar. Anlaşılmaz şeyler söylemeyi şiir sanma yanılgısıyla körpe
dimağlar üzerinde uzamış erginliklerini tatmin ediyorlar. Ismarlama
bunalımları sanata mı bulaşıyor dersiniz?


2.
‘Kendimize özgü bir duruş’tan hususiyetle ‘dik duruş’tan bahsetme gereği
duyuyorsak; içerden ve dışardan her türlü ilişkimizi, etkinliğimizi önce
belirsiz sonra geçersiz kılan bir savruluşu yaşamamız sebebiyledir. Sarih,
anlaşılır bir düşüncenin ve tutumun sahibi olamayanlar, kendilerine
ayaklarını basacakları sağlam bir zemin bulamazlardı. Önüne çıkan her
değeri sarsıp söken zamanın çamurlu seli karşısında kişiliklerini
bozmayanların dik duruşlarını, diklenme olarak algılamaktan öte
gidemeyenler elbette zihinsel tutarlılıktan çoktan uzaklaşmışlardı.

Globalleşen dünyanın anaforu, yığınla şeyi toz duman içinde boğmakla
kalmadı aynı zamanda yerinden etti. Yaşamı tüm veçhesiyle etkileyen
olgular altımızdaki zemini kayganlaştırdı; değerleri, zihinsel yapıları
flûlaştırdı.
Toprak ayağımızın altından kaydı adeta.
Bir sendeleyiş bir alt üst oluştu yaşanan.
Bütün bu olup bitenler karşısında duruşu bozulanlar, esasen duruşlarını
olup bitenlerin dayattığı koşullarla belirleyenlerdi.  Onlar esen
rüzgârlara bırakmışlardı varlıklarını. Rüzgârla gelen, biriken, büyüyen
varlıkları   akımın yön ve nitelik değiştirmesiyle yitip gitmekteydi. İç
dinamik ve donanımla muhkem kılınmış kendilerine özgü duruşları hiç
olmamıştı zaten. Çocuksu sayılabilecek düşlerin kışkırttığı zaaflarıyla
sanat ve düşünce alanı ise bir oyun(cak) alanına dönüştürüldü.

Olup bitenler karşısında duruşu bozulmayanlar olguların diyalektiğini
kavrayanlardır.
Diyalektik, zamanın çevrimine, bu güne ve yarına dair ipuçları verir.
Diyalektiğe inanmakla onu yaşamak ayrı durumları ifade ettiklerinden aynı
kapıya çıkmazlar.
Dün bugün yarın bağlantısını bilmek, sadece değişkenleri değil değişmez
esprileri de kavrama imkânı verir. Dik duruş bu esprilerden yola çıkarak
belirlenir olmalıdır.

Bizi yana yakıla duruş arayışına iten sebep, varsa eğer önceki duruşumuzu
bozan siyasal, sosyal, ekonomik anlamda toplumu kaosa iten sebeptir. Bir
türbülâns yaşanmış, her şey alt üst olmuştur. Sağlam bir duruş önce
kendimize ait bir yerde ve bizi belirgin kılacak duruştur. Bize ait
olmayan yerde kendi duruşumuzu gerçekleştiremeyiz. Kültür sanat ve
medeniyetimizin muhtaç ve mecbur olduğu yeni insan tipi esas duruşunu
gösterirken duruşunun esasını deklere ediyor olmalıdır.
Duruşumuzun esasları nelerdir? Bu esaslarla kastedilen ana fikir ne
olmalıdır? İdeolojik bir zemin, yeni bir paradigma mı? Duruş yeri ve esası
bir mevzi kazanmak, sipere yatmak gibi mi anlaşılmalı?  Hayır. ‘Duruş
yeri’ düşünsel, ahlâki bir anlam içeriyorsa buradan ilk yapacağımız
çıkarsama hiçbir surette düşünsel arayışları durdurmamak, kapalı devre
söylemler geliştirmemektir.

Duruş yeri ve esası çevreyi daha rahat ve ayrıntılı görmek, daha kolay
görünmek gibi özellikleri taşımalıdır. Duruş yeri ve esası varoluşumuzu
daha zengin kılmak için daha çok bilen ve bilinmeye hazır olan bir içerik
ve üslûp seçer.

Asil duruş sahibi olmak esas duruş sahibi olmak demektir. Asil duruş
sahibi olmaksızın kişilik kazanılamaz. Ancak gerçek kişilik sahibi olanlar
asaletin ve asil duruşun sahibi olacaklardır. Kişilik sahibi olamayanlar
harcıalem hayatların mahir ustaları olarak yaşamlarından zevk alabilirler.
Onlar aradıklarını başları üzerine savrulan bir avuç konfetide, ham
heyecanları çırpa çırpa salonlara boşalan alkışlarda fazlasıyla
bulacaklardır. Yüreklerinden ayrı düşmüş bedenlerini yitik zamanların
sünepe, mıymıntı kahramanları olarak orada burada görmek onurlu her insanı
üzüyor olmalıdır.


Bir insanın söylediklerini anlamlı kılan büyük ölçüde duruşu, duruş yeri
ve tarzı olmalıdır.
Şiir ve sanat adına bir duruş ortaya koyabilecek miyiz, bu ne kadar
mümkün? Biz sanatı kendi algı ve değerlendirme alanımızda konumlandırırken
sanat da kendi estetik doğasına uygun olarak bizleri konumlandırır.
Doğrusu sanatın kendi seçiciliği içinde herkesi seleksiyonuna tabii
tuttuğudur. Sonunda sanat üstün seçiciliğiyle kendi coğrafyasında bizleri
bir yerlere koyacaktır. Biz ancak tüm sanatsal birikim ve duyarlığımızı da
donanarak kendi adımıza bir duruş ortaya koyabiliriz. Sakın bu tutumu
küçümsemeyin. Sentetik söylemlerden sıyrılıp sahici sesimizi bulmanın ilk
ciddi aşaması kendi duruşumuzun bilincine varmakla mümkün olacak. Gerçek
buluşmalar ve buluşmalar üzerine gerçek şiirler kendi duruş yerimizde
sağlanacak.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 28-11-2005 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 50 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
60268068 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net