26-02-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow GORDİYOMLAR
GORDİYOMLAR PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar Ercan Arslaner   
04-02-2009
                                GORDİYOMLAR      

                                                                     Ercan Arslaner

        Belli bir konuya sahip olmayan iki kitap tanırdım: Nurullah Ataç ve Suut Kemal Yetkin’in Günlerin Götürdüğü ve Günlerin Getirdiği adlı eserlerdiydi bunlar. Türkçede deneme türünün en güzel örneği diye gösterilirlerdi.

        Bir roman okuyacaksanız onu konularıyla izleyebilirdiniz; fakat deneme türüyle yazılan bu eserlerde belli bir çizgi bulunmazdı. Herhalde yazar da o esnada düşünce kayganlığındaki özgürlüğün tadını çıkarmalıydı. Özellikle Ataç dil alanında doludizgin yazdığı halde tek tip düşünmemenin yanından bile geçmez ve Yetkin de ondan geri kalmaz. Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nureddin Topçu, M.Said Çekmegil, Sezai Karakoç gibi yazar ve düşünürler tek tiplikten ötede ne düşünür ve duyarlarsa onu yazarlardı.

        Bense okuyucu olarak türe en uygun temanın eleştiri olmasını düşünürdüm. Mustafa Nihat Özön’ün “Tenkid ve Edebiyat Sözlüğü” adlı eseri konuya uygun düşse de içeriğinde eleştiriden eser yoktu. Yıllar sonra merhum Said Çekmegil “Tekiklerde Metod ve Tenkid” adlı eseriyle bu alanda göründü(1).

        Eleştirinin özünde iki önemli öğe vardı: a) Doğru bilgi ve b) Onun insanca belirlenmesi. Derken en yüksek yöneticiler daha önceki idarecilerin tersine eleştirel düşünce üzerine görüşlerini ortaya koyarak bizleri sevindirdiler. Kendilerine candan, gönülden müteşekkirim. Çünkü daha önceki yöneticilerden kimisi tek tip düşünce dışında hiçbir fikre izin vermezken kimileri de “Düşünce tek tip olmalı.” diye belki şahsın kendisi dışında kimsenin düşüncesi önemli değildi. Bunun diğer bir anlamı hem kendi varlığıyla hem de üzerindeki çok kıymetli yüküyle bir geminin bağlandığı limanda çürümeye terk edilmesi idi.  

       Alman şairi Schiller “Giyom Tell” adlı eserinde tek tipçilere yıllarca önce edebi bir ders vererek insan gücünün yine onun yararına kullanılmasını ister. Şehrin valisi meydana koyduğu şapkasının herkes tarafından selamlanmasını emreder. Bu emri yerine getirmeyen bir baba, oğlunun başındaki elmayı vurmaya mahkûm edilmişti. Sonunda vali kaybeder, halk kazanır. Aslına bakılırsa bu olayda en çok edebiyat, edebi eleştiri kazanır; çünkü eleştiri amacına belki en iyi edebi de içeren edebiyatla ulaşabilirdi.

*********
       Ali, Ömer Ustalar, çiftçi Rıza, kahveci İhsan Bey ve mahalle bakkalı için Gordiyom ya duyulmuş yahut hiç duyulmamıştır. Nedense Gordiyom dilimizdeki kördüğümle birlikte anılır. Kelime Türkçe olmadığı halde kördüğümle aralarında sıkı bir anlam ve söyleyiş benzerliği bulunuyor. Araştıran okuyucular ise onun sembolik anlamının farkındadırlar. 

       1960 öncesinde DP zamanlarıydı. Okulların duvarlarında sadece iki resim asılı iken birden Türk büyüklerinin renkli resimleri görüldü. Bunlardan Talat Paşa’nın pala bıyık ve yuvarlak yüzüyle dolgun resmi yanında Mehmet Akif, Tevfik Fikret, Dede Efendi, Farabi, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak vs resimleri birden duvarları renklendirmişti. Herhalde henüz resimden ötede fazla bir şey öğrenemeyecek öğrencilere bazı tanıtımlar yapılıyordu. Belki “Türk büyükleri bir iki kişiden ibaret değildir.”demek istiyorlardı.  Bazı devlet yöneticileri öğrencilerin zihinlerini biraz açmak gayretinde olmalıydı. Bir batılı düşünürün söylediği gibi görmek en az düşünmek kadar önemliydi. 

       Belli sınırlar içinde bunalan toplumlar uzun yıllar süren düşüncesizlik kör düğümüne girmişlerse oradan çıkışları kolay olmaz. Hatta onların kutsal saydıkları dinleri “Günü gününe denk olan zarardadır” demiş olsa bile. Hâlbuki insanoğlu sürekli arayışla daima daha iyi sonuçlara ulaşmalı idi. 

       1955’li yıllarda bugün artık antika olan güzel görüntülü kutulardan sesler gelmeye başladı. Ona radyo deniliyordu. Fakat hiç kimseyi bu kelimenin anlamı üzerinde düşünürken görmedik, duymadık. Atom bombasının “radyasyon etkisi olduğuna göre bu kelimenin ışınla bir ilgisi vardı. Zaten radyo, içindeki sistemden enerji akımı geçen küp şeklinde bir kutu idi. 

       Radyo bir yana onun iki yedek parçası ayrı bir önem taşıyordu. O zamanlar radyo Avrupa’dan Aga, Siemens, Phılıps markalarıyla geliyorsa, pil ve batarya adlı parçalar İsrail’den satın alınıyordu. Hem de radyo bir defa satın alırsa da pil-bataryası sürekli alınmak zorunda idi. Oradan alınanlar arasında kurşun kalem bile vardı. Anadolu’nun güzel topraklarında tavuk yeterli miktarda yetiştirilmemiş ki yumurta için bile onlara muhtaç olmuşuz. Çünkü onlar ışık yanıltması yoluyla iki kez yumurta almayı biliyorlardı. Topraklarında yeterli su olmayan İsrail nerdeyse ürettiği eşyalara karşılık su alıp damlatma yoluyla ağaç ve orman yetiştirmeye başlamıştı. Almanya’dan gelen Yahudi’ler orada hiçbir şekilde ağaçsız ve ormansız yaşayamazdı. Onlar daha önce yaşadıkları yerde hiçbir yerin ağaçsız bırakılmadığını ve oksijenin insanlar için ne anlama geldiğini çok iyi bilirlerdi.

       Şimdi bugünlere gelmişiz ve ülkemizde İsrail büyük bir patlama ile milyarlar kazanıyor. Türk ordusunun tank ve uçaklarının rektefeleri İsrail tarafından yapılıyormuş, onların uçakları sadece güzelliğiyle tasvir ettiğimiz ülkemiz semalarında talim yapıyormuş. Tabii talimlerin sonucunu biliyorsunuz. Filistin’de bombalarla parçalanan bebek ölümlerine biz de ortak edilmişiz böylece. Kadri Yörükoğlu 23 yıl Talim_Terbiye Başkanlığı yapmış ama sonuçta Türk çocuğu uçak teknolojisinden uzakta kalmış. Metin Bostancıoğlu Ecevit Beyin Milli Eğitim Bakanı olarak meslek okullarını kapatmakla işe başlamış. İşin garibi bugün halen Türk çocuklarının yetenekleri değerlendirilmekten uzaktır. Asırlardır “Avrupalı olacağız!” diyenler bir türlü ne Asyalı ne de Avrupalı olabiliyor.
 
           Açıklananların hepsi bir kördüğüm. Bakanlıkların odaları koltuklarla doldurulmuş. Öyle ki genel müdürlerin gelişine uygun, odanın tüm mefruşatı yenileriyle değiştirilmektedir. Uçak tamiri için usta yetiştirmekse kimsenin aklına gelmemiş. Koltuklar büyük binaların içinde hiç boş kalmamış, daima doldurulmuş. Bakan beylerin çevresinde yüzlerce kurmay olmasına rağmen işler kağnı hızını aşamamış. Avrupalılar çocuk, öğrenci sayıları düşerken bizde tam aksine sınıflar kapısına kadar dolsa da bu canlılık deniz dalgalarının sahilde yok oluşu gibi kaybolup gitmiştir.

       BİZ HALEN KÖRDÜĞÜMLER İÇİNDEYİZ.
       Avrupa’daki öğrencilerden daha yetenekli çocuklarımız eğitim sistemlerini yenileme çabalarında hiçbir anlam ifade etmemektedir. İlgililer en son çalışmalarında bile tüm Türk çocuklarına meslek öğretme amacı göstermiyorlar. Hâlbuki eğitim bakanlığı milli ise bütün milletin çocuklarına meslek ve ekmek kazandırma çabasında olmalıydı. Mevcut okullara giremeyenlerin ne yaptığını merak etmiyorsunuz değil mi? Hâlbuki bu çocukların en ileri yetkilinin çocuklarından hiçbir farkı olmamalıydı. Sayın bakanlar veya generaller kendi çocuklarına gösterdiği özen ve endişeyi onlar için de taşımalıydı. Bu ülke onlardan gelecek ilgi ve şefkate daima muhtaç bırakıldı.

       OYSA KÖRDÜĞÜMLER ANCAK DOĞRU AMAÇ VE YAPILARA YÖNELİK EĞİTİM SİTEMLERİYLE AÇILABİLİRDİ.
       Bir kitapta gördüğüm bilgilere doğrusu hayran kaldım. Buna göre insanlar çevrelerinde gördükleri bilgisizlik, haksızlık ve yanlışları sosyal sınırlar tanımadan eleştirebilmeliydiler. (1)     

      Problemin matematik planına gelince düşünmezlik veya tek tip düşüncede yoğunlaşmak arasında bir fark görülmez. Bilindiği gibi felsefe farklı ve gelişen düşüncelerin yoludur. Orada Sokrates, Aristo’ya; Descartes ise Spinoza’ya ne de Henry Bergson’a ve Francis Bacon’a, Karl Köhler’e(2) *benzer. Öyle ise düşüncenin olmadığı yerde tek tiplik olur ve gelişme olmaz. Ülkemizdeki tek tipliğin adı bazen Rusya’da yıkılan rejimle bile karşılaştırılmıştır.Orada tek tiplik yıllarca önce yıkıldı ama bizde !? Düşünenlerin birinci özelliği düşünmekse, ikincisi birbirine benzemezliktir.

       02.02.09 saat 10 TRT haberleri Sayın Başbakanımızın eleştiri ve onun terbiyesi üzerine görüşlerini yayınladı. Kaydettiklerim şunlardı: “Eleştirel akıl olmadan gelişemeyiz."  Eleştiren aklın (hakaret demiyorum) gereğine inanmalıyız. Bunları yüksek yetkililerden duymak ne kadar gönül ferahlatıcı. Belki en sorumlu mevkide olmaları sebebi ile eleştirilere hedef olmaları mümkün olsa da. Öyle ya insan her zaman eksiksiz düşünen bir varlık değildir; düşünceleri eğri ve yanlış olabilir. O zaman görevleri birbirlerini tamamlayarak doğruda birleşmek olacaktır. 

        Geçen gün TV’den sesini duyduğum Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Tek tip düşünceyi aşmak gerekir.” diyorlardı. Tek tipte sayı ne kadar fazla olsa da eşyanın tabiatına uygun ve daha üstün, birbirini aşan düşünceye sahip olmayanlar gelişemeyecek ve karşıtlarının egemenliğinden kurtulamayacaklardır. 

         Sayın başbakanımız Davos toplantısında tek tip düşünceye sahip olmamanın en güzel örneğini verdiler. O da çevresindeki liderler gibi susup tek tiplik içinde kalsaydı, binlerce şehit veren, evleri yıkılan Filistin sevinci göklere yükselmezdi. Hakkı söylemenin kalitesi bütün dünyada yankılanması ve yüzlerce, binlerce çoluk çocuk demeden öldürülen kardeşlerimizin acısı göklere yükselmezdi. Yanındakilerin çoğunluğu da haksızlığa tepki gösterir liderler olsaydı gezegenler güzeli dünyamız oldukça rahat bir nefes alabilirdi.

         TÜRKİYE TEK TİP DÜŞÜNCEYE KARŞI BİR CUMHURBAŞKANINA SAHİP OLDUĞU İÇİN ÇOK ŞÜKRETMELİDİR. 
         Şimdiye kadar gelenler ise ne düşünceden ne de TEK TİPliğinden söz etmediler. Hatırladığımıza göre bazıları çok ileri giderek insanların TEK TİP düşünmesini bile istediler. Hatta bir ilimizde bazı insanlar yakın bir zamanda giyiminden dolayı epeyce hırpalandılar. Başörtüsü meselesi ise halen çözüm bulmadı. Asırlar devriliyor fakat ülkemizde TEK TİP’liğin eseri olarak biri ötekine hükmediyor.

       Haksızlıkla karşılaşan bir insan elbette ona itirazla görevlidir. Sayın Başbakanımız diğer liderler karşısında her şeyden habersiz deniz kenarında oynayan çocukları sinek gibi öldürenleri lanetlediği için herkesin övgüsüne mazhar olmalıydı. Böyle bir övgüden uzak kalanların hepsi TEK TİP düşünce kurbanıdır.

       İnsanların TEK TİP düşüncede olmayışı anarşi içinde bulunmaları değildir. Düşünen insanlar bugün değilse yarın gerçeğe iman edebilirler. Çünkü onlar atalarının da yanlış düşünebileceğini anlamış olarak hakikati arar bulur ise iman ederler. Bu imana göre tek olan yalnız Allah’tır. Allah’ın yarattıklarından hiç kimse her şeyi doğru düşünmez ve yapamaz. Düşündükleri yanında düşünemedikleri de olur. İmam Malik’e bir soru yöneltilmiştir. O da bilmediğini söyleyince “Sen büyük bir imamsın; ben bileceğini sanıyordum.” diyen şahsa onun cevabı çok dâhiyanedir. ”Bilmediklerimi ayağımın altına alsam, başım göklere değer.”der İmam Şafi. Herhangi bir adama “TEK” dense de insanların genel özelliklerinde eksiksiz olmak yoktur.
      
       Fakat bunlardan ötede işin uygulama tarafı çok önemlidir. İnsanları tek tip, basmakalıp düşünceden kurtarma alanı okullar ve öğrencilik çağlarıdır. Şüphesiz bu işte en önemli görev Milli Eğitim Bakanlığı ve öğretmen yetiştirme müfredatına düşmektedir. Keşke Milli Eğitim Akademisi bu işlere bizden daha fazla ilgi duyarak ortaya bir şeyler koyabilseydi. Şimdiye kadar yapılan tek tipleme ve öğrenciye at gözlüğü takma zihniyeti yüzünden hangi seviyelerde kaldığımızı hesaplayabiliriz. 
            
       Sayın Gül ve Erdoğan söz ve davranışlarıyla GORDİYOM KÖRDÜĞÜMLERİNİ bir daha çözme girişimine dikkatleri çektiler. Belki onların peşinden bu ideal düşüncenin uygulayıcısı olarak Milli Eğitim Bakanı gelir.
        
         ***********************
        
(1)           Merhum Sait Çekmegil’in Tetkiklerde Metot ve Tenkit adlı eseri 1979 yılında Sanih Kütüphanesi yayınlar: olarak eleştiri alanında yazılmış çok değerli bir eserdir. Anlaşıldığına göre başbakan da düşünceleriyle doğru sonuçlara varmıştır. Zaten düşünen akıllar doğruda birleşmeyecek miydi? İşte eserden güzel bir örnek:
“Bazı Müslümanlar bazı iddialarla gelse bile onların dediklerini kesin doğrularmış gibi kabullenmek, yukarıda mealleri verilen ayet ve hadislerin belirttiği gibi, onları rabler edinmek olur. Nitekim böyle olduğu için Selçuklu sultanı Mehmet Tapar’ın müşavirlerinin, imamlarının iyi dediklerine meşru olmasa da iyi diyecek İsmaillilerle harbin sürdürülmesini istemiş olduklarını görürüz.” (Bilgi dipnotu: THE ASSASİNS (İsmailliler), Bernard Lewis, 1967 Baskı, S. 54/Tercüme eden Nuri Birtek: “Eğer imamınız İslam hukukunun yasakladığı bir şeye müsaade etse veya müsaade ettiği bir şeyi yasaklasa ona tabi olur musunuz?” sorusuna cevap evet ise harp sürdürülür…)
(2)       Karl Köhler 16. asır Almanya’sında yaşayan bir Yahudi düşünürdür. Onun düşünceleri de diğer insanlarınkine benzemez ve “Evren Allah’ın yazılmamış kitabıdır.” diye önemli bir söz söyler. (Alman Edebiyat Tarihi)

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-02-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
64848507 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net