26-02-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow HAC; HÜRMET AYI
HAC; HÜRMET AYI PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Tuğba AKMAZ   
04-02-2009
                                         HAC; HÜRMET AYI

                                                                    Tuğba AKMAZ
Aylardan zilkade, günlerden sebt… Gün bugündü, vuslatın yakınlaştığı ulvi bir zaman başlar doğan güneşle. Gidenlerin çırpınan kalpleri, uğurlayanların buğulu gözleri eşliğinde başlar yolculuk.

Ellerde tesbihler ve sürekli zikirle iştigal eden, kımıldamaktan yorulmayan dudaklar, Kulaklarımızda çınlayan telbiyeler… Niyet edip, insanı dünyalık gereksinim ve zevklerden men eden ihram yasaklarıyla adım atıyoruz artık hacı olmaya. Ve bu noktada artık biz, bize ait olmaktan çoktan çıkmış oluyoruz aslında. Tüm hareketlerin, yönelişlerin ve yakarışlar O’nadır. Saniyeler, dakikalar ilerledikçe, saatler tükeniyor. Şimdi geriye elimizde yalnızca kaybettiğimiz yıllar kalıyor.

Artık Cidde’nin semalarındayız. Ve işte Mekke!... Hayali bile insanı heyecanlandırmaya yeterken, inanılması güç te olsa kutsal topraklara ayak basmıştık. Yaşamımızın, Dinimizin, ibadetlerimizin anlam kazandığı Kabe karşımda durmakta. Rüya gibi, bir kartpostala bakar gibi. Ve gözünü yumup açtığında sanki kaybolacak bir suret gibi durmakta. Herkes sefer halindeyiz diye düşünürken, kim düşünmüştü acaba! asıl evimize geldiğimizi. Habibullah’ın Mekke’den gittiği gece uzaktan Kabe’ye bakınca;  “Mekke!.. Sen benim için bütün dünyadan daha değerlisin ama senin insanların beni rahat bırakmıyor” demiştin. Senin buruk ayrılıp, ihtişamla döndüğün en değer verdiğin şehrindeydik. Kelimeler bu kadar mı  anlamsız kalırdı şu alemde. Bu kadar mı aciz kalırdı insanoğlu. İşte birkaç adım ötemde Beytullah’ın siyah örtüsü. Dilim lal, ruhum ahuzar. Bir düşle, gerçeğin kesiştiği ve bu etkileşimin verdiği şaşkınlık, sevinç, huzur, sükut ve âşk. Bunca duygu karmaşası nasıl dile getirilebilir ki… Ya da anlatabilmek için -ancak yaşayan bilir- gibi klişe bir cümle mi kurmalıydım. Ne söz sarf etmeliydim ki gözlerinizin önüne Harem’i Şerif’i getirebilmeliydim. Misâl, en sevdiğiniz insanı anımsadığınızda bir surette mi canlanmaz gözlerinizde. Ne farkı vardır ya da neyi eksiktir ki bizi bundan mahrum bırakır.

Dünyanın her bir ülkesinde gece yıldızlarını serperken göğe, buralarda tek bir yıldız görülmezken, yapılan ibadetlere tek “ay” şahit olurdu. Yarab! Tüm yıldızlar Peygamberimizle Medine’ye mi kayıvermişti. Ya da “Yaradan bir peygamber gönderecekse yıldızlarla müjdelermiş”  denildiğinden miydi; sitarelerin yokluğu? Belki de; günahkar ve aciz de olsak,  tavaf yapan kullarının her biri senin için birer parlayan “yıldız”dılar. Şavtları hakkıyla yerine getirmeye çabalarken, gözler Hacer-i Esved, Makam-ı İbrahim ve simsiyah Kabe örtüsünde gezinir. Bedenle, ruhun uyumu had safhada. Yapılacak ne çok dua, tövbe istenecek ne çok günah varmış meğer. Bunları anlamak ve tüm bunların mükerrer olmaması için bu havayı solumak kafi miydi acaba... Artık kimin umurundaydı üretmek ve tüketmek… Ne  önemi kalmıştı artık; zenginliğinin, sevdiklerinin ve vazgeçemediklerinin… Göze alabilmiş miydin dönmemeyi…

Aylardan Zilhicce, günlerden Arafat… Haccın olmazsa olmaz mekânı. Bunun idrakine varmış milyonlarca insanın vakfeye  durduğu yer. Bir toprak parçası ve adı Cebel-i Rahme olan meydandaki tepe. Hz. Adem ile Hz. Havva’nın dünyada kavuştukları yer diye anıp,  irkilmemize sebep olan büyüleyici yer. Allah’ın  isimlendirdiği üç aşama;

Arafat ; “bilgi” – tanıyış

Meşar; “şuur” – anlayış

Mina ; “âşk”  - iman‘ı ifade eder diyordu Ali Şeriati’nin kitabı. Şimdi bu ifadeler nasılda anlam kazanmıştı gözümde. Bilindik tanımlarından, nasıl da farklı ve belleğimize iz bırakarak öğreniyorduk.

Ey hacı! Artık sahne senin… Şimdi hangi role bürüneceksin. Hz.İbrahim mi? , Hz.İsmail belki de, ya da benim gibi Hacer olmaya gönüllüsündür. Çokluk simgesi yedi taş mıydı; elinde sımsıkı tuttuğun? Ne düşünmüştün kimbilir onları tüm gücünle fırlatırken… Belki de attığın her taş kendi günahlarına olan kızgınlığındandı!, Ya da sana vesvese veren şeytandan aldığın ufak bir intikamdı.

Ve artık son vazife. Ve yine Kabe’nin eteğindeyiz. Adı Veda Tavafı olsa da, her hac’ının “Tekrar tekrar gelmeyi nasip et diye Allah’a sessizce yakardığı” tavaf. Evinde edeple misafir olduğumuz ve artık edeple ayrılma vaktiydi. Son bakış, kimseye görünmemek için çaba sarf eden gözyaşları  ve tekrardan vuslatı arzulayan gönüller.

Rolünü tamamlayan hacı, buraya ilk geldiğin günkü kişi misin halen ? Çok şey görmüş, öğrenmiş olmalısın. Kıblede Kabe’yi görebilmeyi, edeple konuşup edeple susmayı, nefsinle hesaplaşabilmeyi ve daha bir çok görev. Allah yardımcımız olsun ki, üstesinden gelebilelim, Hakkını layıkıyla, şuurlu bir şekilde verelim. Biz de, gücümüz yettiğince şükranlarımızı sunabilelim.

Ne şanslıyım ki dünya gözüyle gören bir kulum. Hz. İbrahim’in inşasına tanık olan, nice peygamberlerin ziyaret ettiği, meleklerin her daim tavaf yaptığı bu muhteşem atmosferi solumakla şereflendim. Dilerim, yerine getirdiğimiz rolümüz sahnede bitmiş olmaz, perde arkasına geçtiğimizde unutuvermeyiz…âmin.

Mamafih; artık noktayı koydum ve mürekkebi kurudu… Şimdi susma vakti…
                                                                                  





 

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 07-02-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
64848181 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net