24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow BÜKÇE
BÜKÇE PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 10
KötüÇok iyi 
Yazar Veysi ERKEN   
03-02-2009

                                                           BÜKÇE


                                                                                               Veysi ERKEN

             Aziz dostlar,

            Geçenlerde eğitimci Kemal beyden güzel bir mail aldım. Erkeklerin bilmesi gereken bir dili anlatıyordu. Hoşuma gitti. Umarım ki, erkekler “bükçe”yi öğrenir ve evdeki huzurun artmasına katkı sağlarlar.  Bu temenniyle bükçeyi anlatan yazıyla sizi baş başa bırakıyorum.

            “Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak, ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim, dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum.

            Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.
                        - Oğlum, haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Kaç dil biliyorsun oğlum sen?

                       -İngilizce, Fransızca bir de kendi dilini de sayarsak Türkçe ile üç dil oluyor.
                        -Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.

                         -Kadınların ayrı bir dili mi var?
                         -Tabi ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir. Ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe'yi öğrenmeli.

                          -İyi de niye Bükçe?
                          -Çünkü kadınlar konuşurken genellikle, söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler onun için dilin adını "Bükçe" koydum.

                          -Bükçe zor bir dil mi baba? diye sordu gülerek.
                          -Bana bak, çok önemli bir konu, eğleniyor gibisin biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek Bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor.

                           -Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar.
                           - Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır, cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından dolayı, sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

                            -Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
                            -Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için, leb, deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb, demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. Niye, leb, demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor, diye canları sıkılır.

                              -Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. Niye düşünmedin diye kızıyor bana.
                              -Kızarlar oğlum kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendiler gibi düşünceli olmamızı beklerler fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

                               - Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
                               -Var dedik ya oğlum, Bükçe'yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

                               - Hazırım baba.
                               - Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir.  Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu,  Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın bu gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "bu gün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı andan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

                            - Hikaye dili yani.
                            - Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde, bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.

                           -Ne alakası var, baba. Sen i sevmiyorum demekle, kısa anlat demenin.
                           -Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

                                - Bu önemli, Bükçe'de dinlemek sevmektir, diyorsun.
                                - Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken, bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkeklerde imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve sözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.

                               - Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı bir kaç saat surat astı. "Neyin var." diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
                                - Böyle de iyisin, derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."

                               - Peki ne demem gerekiyordu?
                               - Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, o günün zehir olmazdı.

                                  - Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
                                   - Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

                                   - Ve asla unutmazlar, değil mi?
                                  - Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için "biraz cimri" demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

                                    - Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
                                    - Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama "sen şunu mu demek istiyorsun." diye asla yüzüne vurmayacaksın. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin." dedim. "Tamam" dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de kepekli ekmek arasına yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde, bu sıralar.

                                    - Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?
                                    - Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş, diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

                                    - Bükçe'de "Hiçbir şey yok" demek "Çok şey var, benimle ilgilen" demek oluyor, o zaman.
                                   - Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir şey vardır ama; şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadirdir, gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.

                                    - Bir arkadaşım da kadınların "peki" demesi tehlikelidir, demişti.
                                    - Doğru. Bir kadının ağzından çıkan "kuru bir peki, olur, tamam" her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

                                     - Zor bir dil baba.
                                     - Yok yok gözün korkmasın. Bükçe, konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.

                                     - Anlamak da pek kolay değil ama.
                                     - Korkma o kadar zor değil. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar, ve konuşurken suçlayarak konuşurlar fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.

                                     -  Nasıl yani?
                                     -  Mesela, karın sana "ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, seninle gezmek canı istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

                                     - Küçük ama önemli detaylar.
                                     - Aynen öyle. Mesela karın "üşüdüm" diyorsa, üstünü kalın giy demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

                                     - Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik, belki.
                                     -(Haklısın da okulda faydalı ne öğretiyorlar ki?)(*) Aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse, zararın neresinden dönülse kârdır.

                                     - Not mu alsaydım, epeyce detayı varmış dilin.
                                     - Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Farketmez"dir. Fark etmezi kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap " diye anlarlar.

                                      - En değerli sözcük nedir?
                                      - Sen bil, bakalım.

                                      - Seni seviyorum, demek herhalde.
                                      - Evet, kadınlar "seni seviyorum" sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler söylemiştim, zaten biliyor diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

                                      - Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
                                     - Ben de tam ona geliyordum. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısa acık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardımet, salata yap, çay demle.

                                     - Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

(*) parantez içi ifade yazıya tarafımdan eklenmiştir.

Yorum
Yazar girisim açık 2009-02-03 16:30:39
 
Bu yazıyı ve yayımcıyı birkaç yönüyle tebrik etmek istiyorum. 
1-Bizde ilim denilince çok kitap okumak, başkalarının tespitlerini öğrenmek ve ezberlemek anlaşılır. İnsanın kendi tecrübe ve çabasıyla kazandıkları bilim-bilgi sayılmaz. Yazar kendi kazanımlarını yazarak bu anlayışın dışına çıkmış olduğunu gösteriyor. İlmin başkalarının öğrendiklerinin kabulü ve tekrarı olmadığını anladığımızda çok şeyin değiştiğini fark edeceğiz. 
2-Gazetelerin 3. sayfaları cinayet ve aile kavgaları haberleriyle doludur. Bir ailenin sonsuza kadar kaderini etkileyen böylesine önemli hadiseler, çoğunlukla basit bir yanlış anlamadan ya da hiç anlaşılmamaktan kaynaklanmaktadır. Ülkemizde hiçbir yetkili bunu görüp tedbir almayı düşünmez. Mesela yazarımızın yaptığı uygulama kurumsal hale getirilebilir. Evlenecek her aday kısa bir iletişim kursuna tabi tutulması şeklinde olabilir. 
3-Yazıda da belirtildiği gibi insanlara 3-5 dil öğretiliyor da ömür boyu beraber yaşayacakları insanlarla hangi dilden konuşacakları öğretilmiyor. 
4-Edebiyat derslerinde mecaz ve kinaye dili sıkça işlenir. Roman ve şiirde işlenen yüksek duyguların mühim bir bilmece gibi çözülmesi genç dimağlardan beklenir. Ancak bir evde yaşayan iki insanın tamamen farklı dilde konuştukları söylenmez. Dili öğretmelerini beklemeyelim tamam ancak 20 yıla yaklaşan öğrenim hayatı boyunca bir kez dahi olsa erkeklerle kadınların farklı dil kullandıkları söylenemez mi? Müfredat bu kadar dolu mu? Yoksa eğitimin başındakiler dahi bu bilgiden yoksun mu? 
5- Bundan sonra Gazetelerin 3. sayfa haberlerine bir de bu açıdan bakmanızı tavsiye ediyorum. Hadisenin ne kadar önemli olduğu fark edeceksiniz. 
Yazarı tekrar tebrik ediyorum. 
Raci D. 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 03-02-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554771 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net