22-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa
AKIL MEDENİYETİNİN KARAKTERİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar Metin Önal Mengüşoğlu   
17-12-2008

AKIL  MEDENİYETİNİN  KARAKTERİ

                                                            Metin Önal Mengüşoğlu    
Günümüz batı uygarlığı bize bir bi­lim ve akıl uygarlığı diye tanıtılmaktadır. Batılıların kendilerinden çok, onlar karşısında komplekse düşmüş doğulularca bu husus daha ziyade vurgulanmaktadır. Karşı tavırlı kimi dindar doğulularsa bu id­diayı benimser, akıl uygarlığını yerden yere vurur, kendi uygarlıkları­nın ise bir maneviyat uygarlığı, bir metafizik yücelikler uygarlığı oldu­ğunu söyleyerek övünürler.

İnsafla düşünürsek, evet, bugün batı dünyasında teknolojik alet zenginliği nedeniyle bir güç ve buna bağlı egemenlik erkini görmek mümkün. Acaba  zengin ve dünyevî egemenlik erkini elde bulundurmak haklı ve akıllı olmanın yegane ölçütü müdür? Akılcı bir yükselme ve akıllı bir gelişmenin ölçütleri nelerdir? Bunların hangisi bugünkü batı uygarlığında mevcuttur?
Yakıtı insan cesetleriyle sağlanan bir cehennem gibidir bugünkü batı dünyası. Kendilerine aykırı düşünenlerin cesetleri üzerinde yük­selmiş yapılardan mürekkep bir dünya. Kendi ifadeleriyle  batıda, insan insanın kurdudur.

Felsefelerinin (düşünce demekten özenle sakınıyoruz) temeli dogmatiktir. Önce nereden esmişse aklın sınırsızlığına, hatta sonsuzluğu­na inanmışlardır. Aklı varedeni unutmuşlardır. Ve aklı herşeyin ölçü­sünü tayin eden alet yerine koymuşlardır. Sonra o aleti tabiatından kaymış bu biçimiyle kullanarak, ortaya konan ürünlere aklın ürünü demişlerdir. Bunu belki şöyle düzeltebiliriz: Kendini izah edemediği ve tanrılaştırdığı için bocalayan, fıtratın ve vahyin selim yol göstericiliğini reddeden aklın değil heva ve hevesin ürünü... Bu ürünler artık fikir, saf fikir sayılamaz­lar. Belki hin fikir ya da cin fikir diye niteleyebiliriz böylesi  nazariyeleri. Bu nedenle batı uygarlığı olsa olsa cin fikirlerin kurduğu bir uygarlıktır; hevasını tatmine çabalayan şeytani heveslerin bu zalim uygarlığı, akıl uygarlığı şanına asla layık değildir.

Ortaya konan heva, heves, arzu ve nefsin (kişinin) kötü eğilimlerine cazip gelen ne varsa onun doğruluğunu kabul eder ve uygulama alanına sokar batı uygarlığı. Aracı amaç edinen bu işleyiş tarzı artık düşünmek eylemi olarak  da değerlendirilmemelidir. Bu bir tür  tanrılık taslama felsefesidir kelimenin tam anlamıyla.

Bu tarz felsefe faaliyetinin kaderi ise bilinen biçimiyle, sürekli birbiriyle çelişen, sürekli birbirini nakzederek gelişen bir süreci izlemektir. Ulaştığı her sonuca, doğru diye itikad etmektir. İşte bu tavra biz dogma, diyoruz. Felsefî gelenekte yok yoktur. Ulaşılan ve akaide yerleştirilen  dogma, bir süre sonra eleştirilir, yerine yenisi geliştirilir, onun bu kez bâtıl olduğuna itikad edilip yenisinin haklılığı savunulur. Felsefi gelenek bu özelliğiyle sayısız bâtıl itikadların bir zinciri görünümü yansıtır.

Sınama yanılmaların hayatın tüm aşamalarını kapladığı, sürekli birbirini yalanlamaların, bâtılla suçlamaların, karalamaların kötülemelerin kültürü, nasıl olur da akıllılık, akıl uygarlığı diye gösterilebilir? Bu kültür olsa olsa insanları kobay yerine kullanan, güçlünün güçsüze sürekli baskın çıktığı despotik, feodal ve dogmatik bir kültür ve uygarlıktır.

Oysa akıllılık en azından vakıaya uygun çelişkisizlik halidir. Çelişki varsa ve devam ediyorsa ve bir ömür boyu biteviye devam da edecekse, bu süreç üzerine kurulu sisteme akıl uygarlığı yerine takılacak en uygun ad yine kendi dilleriyle felsefî gelenektir.

Elmalılı Hamdi Yazır, akılla en zor izahı yapılabilecek ve bizim iman tanımımız arasında yerini almış gayb konusunda bile öyle şeyler söylüyor ki, iyice düşünürsek, hangi uygarlığın akıl, hangisinin vehim uygarlığı olduğu daha iyi anlaşılır. Kısa bir alıntıyla konuya açıklık ge­tirmek istiyoruz:

"Biz delilsiz olan gayba değil, delili olan gayb ı makule iman ediyoruz. Her delil ise medlulünün bir vechini haiz olduğu için delildir. Delilimiz aklımız, nefsimiz, kalbimiz, alem ve kitap... " (Tefsir c.1, sh. 174)

Bugünkü batı uygarlığı aklı selimin kurduğu bir uygarlık değildir, demiştik. Akılcı da akıllı da değildir. Modernizm gelip sonunda postmodernizmin cidarlarına çarpmıştır. Kırılmıştır. Dünyayı kirletenler, kirden kurtulmak için, yani yalnız kendilerini kurtarmak için şimdilerde mis­tisizme, mitolojiye, metafiziğe prim verir gözükmektedirler. Bu da al­datıcıdır. Zira onlar doğu uygarlığını da yanlış anlamışlardır. Doğulu­ çoğunluklara benzeyerek mistikleşmenin belki kurtarıcı bir soluğu bulunduğu zannındadırlar. Oysa doğunun derdi başından aşkındır. Ve onlara bu bağ­lamda verecek bir dirhem merhemi kalmamıştır.

İşlenen asıl hata doğuda da batıda da aynıdır. Batı aklı sonsuz, sınırsız sandı yanıldı; doğu ise küçümseyerek.

Her iki kesim de başa dönerek aklı yeniden anlamak zorundadır­. Aklın yaratılmış, sınırlı bir meleke olduğunu anlamalıdır. Ölçü değil, belki bir ölçü aleti olduğunu iyice bellemelidir. Onu bir ölçü aleti olarak kullanmaya başlamak henüz düşüncenin kapılarını yoklamak demek­tir. Böylece herşey bitmiş demek değildir. Şimdi de doğru düşünmenin yasala­rını ve yöntemlerini anlamaya gelmiştir sıra. Anlaşılan o ki batının da doğunun da sağlıklı düşünmeye ulaşmak için yolları epeyce uzak ve dikenlidir. Yolu uzatan da dikenle döşeyen de yine insanoğlunun ken­disidir.
Her iki kesim de başa dönerek aklı yeniden anlamak zorundadır­. Aklın yaratılmış, sınırlı bir meleke olduğunu anlamalıdır. Ölçü değil, belki bir ölçü aleti olduğunu iyice bellemelidir. Onu bir ölçü aleti olarak kullanmaya başlamak henüz düşüncenin kapılarını yoklamak demek­tir. Böylece herşey bitmiş demek değildir. Şimdi de doğru düşünmenin yasala­rını ve yöntemlerini anlamaya gelmiştir sıra. Anlaşılan o ki batının da doğunun da sağlıklı düşünmeye ulaşmak için yolları epeyce uzak ve dikenlidir. Yolu uzatan da dikenle döşeyen de yine insanoğlunun ken­disidir.

Elmalılı merhumun yukarıda zikrettiğimiz açıklaması üzerinde biraz duralım. Özellikle her delilin, delalet ettiği şeyin bir yönünü içermesinden hareket edelim. Acaba gaybı, göz görmüyor diye aklın da ermediği, yahut aklın kavrayamayacağı, akıl üstü, akıl ötesi ve buna benzer açık­lamalarla çözmüş olur muyuz? Bu bizi yeteri kadar tatmin ediyor mu? Metafizik konu, mesele ve varlıkların akılla anlaşılamayacağı inancı toplumumuzda yaygındır. Öyle ki imanlıyla imansızın ayrımını neredeyse, herşeyi akılla izah edip etmemeye indirgeyenler vardır.

Yine Elmalılı merhumdan bir alıntıyla sözünü ettiğimiz anlayış çatışmasına yanıt arayalım:
"Din, iman ve amel mevzuu olarak, akıl ve ihtiyara teklif olunarak hak ve hayr kanunlarının mecmuasıdır ki millet ve şeriat de denilir. Diyanet bu ka­nunların hüsn-ü ihtiyarla tatbikatıdır." (Tefsir c.1, sh.90)

Şimdi gayb meselesi akıl ve ihtiyara teklif olunan Din'in içinde, onun bir parçası ise eğer, aklın bu meseleye bir açıklama yapmadan yahut meseleyi hiç anlamadan, kavramadan onu kabule, iman'a gön­dermesi nasıl mümkün olur? Üstelik tefekkür süzgecinden geçmeyen, üzerinde düşünülmemiş bir iman, Allah'ın bizden istediği iman'la ça­kışır mı? Öylesine bir kabul, yani aklı atlatarak insanı kabule taşıyan inanış, olsa olsa bir batıl itikaddır. Çünkü hak, hakikat öğesi taşıma­yan, aklın onaylamayacağı bir tasdik düşünülemez. Zaten o tasdik ol­maz. Zira tasdik, doğrulama demektir. İnsan hangi melekesiyle bir ol­guyu doğrular ya da yalanlar?

Ve tasdik, sıdk'tan gelen bir kelimedir. İnsanın duygularıyla saptayamayacağı, onları aşan yani mahsus olmayan aleme ait bir gerçeği ancak ve yalnız akıl kavrayabilir, anlayabilir, anlaşılmazlığını da o sap­tayabilir. Anlamsızlığın kararını da akıl verir. Mahsus olmayan (his­lerle kavranamayan) âlemi kavramak, anlamak, açıklamak için insan­da akıldan başka bir alet yoktur. Eğer kalb vardır diye bir itiraz gelirse, bunun yanıtını ileriye göndererek eklemeliyiz ki, kalb aklı, akıl kalbi yalanlamak için yaratılmamıştır. Aksine kalb akletmekle emrolun-muştur. Akleden kalbler övülmüştür.
                                                                                       

Yorum
Bir özdeyiş:
Yazar Melitenli açık 2008-12-18 21:29:09
Yazı bana birazda Lumbee Kabilesinde yaygın olduğu belirtilen şu özdeyişi çağrıştırdı bana: 
 
"Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu; hikmeti değil. Halbu ki bilgi mazidir; hikmet ise istikbal!.." 
 
Ne ilgisi varsa çağrıştırdı işte... 
İ. Melitenli
Düzeltiyor özür diliyorum:
Yazar Melitenli açık 2008-12-18 21:34:09
Hatalı cümlemi düzeltiyorum: 
 
Yazı bana Lumbee Kabilesinde yaygın olduğu belirtilen şu özdeyişi çağrıştırdı nedense:  
 
"Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu; hikmeti değil. Halbu ki bilgi mazidir; hikmet ise istikbal!.."  
 
Ne ilgisi varsa!.. 
 
İ. Melitenli
Metin Abi!!!
Yazar kubha açık 2008-12-22 00:49:34
Nerede Güz Halkı, Osman Bey ve ismini şu anda hatırlamadığım o nefis şaheser şiirler.  
 
Biz sizden daha çok şiir bekliyoruz. Şiirlerinize susadık... 
 
Hürmetlerimle,
İşte Batı Medenıyeti İşte Batı Tıbbı!..
Yazar Sanih açık 2008-12-29 12:24:47
Hastalarının yağıyla biyodizel yapmış! 
ANKARA AA (Milliyet'ten) 
Güney Amerika’ya yerleşen ABD’li doktor Craig Allan Bittner’in, hastalarının yağından yakıt yaptığı belirlendi 
 
KALİFORNİYA’DA eski bir doktorun, hastalarının yağlarını biyodizel yakıtı olarak kullandığı ortaya çıktı. Forbes dergisinin web sitesinde yer alan habere göre, Dr. Craig Allan Bittner ve kız arkadaşının arazi araçlarının yakıtlarının tuhaf kaynağı, eyalet sağlık bakanlığının, doktorun ve asistanı olan kız arkadaşının ruhsatsız ameliyat yaptıkları gerekçesiyle açılan soruşturmada tespit edildi.  
BEVERLY Hills Liposculpture adlı kliniğini geçen kasımda kapatan Dr. Bittner ise, kendisine ait “lipodiesel.com” web sitesinde yazdığı açıklamasında, hastalarının büyük bölümünün yağlarını yakıt olarak kullanmasını istediğini belirterek, “Zaten kullanabileceğimden fazla yağ vardı” demişti. Forbes, Kaliforniya yasalarının, insan tıbbi atığından araç yakıtı yapmayı yasakladığını yazdı. 
 
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetayArsiv&ArticleID=1032508&Kategori=yasam&b=&ver=13
İşte Batı Medeniyeti İşte Batı!..
Yazar Sanih açık 2008-12-29 12:36:14
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=1083&Itemid=48
İşte Bu Da Batı Medeniyeti!...
Yazar Melitenli açık 2009-01-04 12:25:45
 
 
http://video.google.com/videoplay?docid=-2451908450811690589

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 14-02-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 97 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
29497260 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net