15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow BATININ IŞIKLARI
BATININ IŞIKLARI PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 9
KötüÇok iyi 
Yazar ?   
07-11-2005
Image


Hamburglu Wolfgang Dircks, on sekiz katlı bir apartmanın bir dairesinde yalnız yaşayan 43 yaşında bir Alman vatandaşı idi. 1993 yılının sonlarında bir akşam evinde televizyon seyrederken öldüğünde, komşularının bundan haberi olmadı. Ertesi gün de kimse fark etmedi Wolfgang'ın öldüğünü.
  Ertesi hafta, ertesi ay, ertesi yıl da... "Niçin fark etsinler?" de diyebilirsiniz; Wolfgang'ın borçlarını, otomatik ödeme talimatlı banka hesabı gün geçirmeden ödüyordu. Nihayet beş sene sonra banka hesabı suyunu çekince Wolfgang'ı arayan birisi çıktı. Ev sahibi kirayı almak için gelmiş,ancak zile cevap veren olmamıştı. Kapıyı zorla açıp içeri girdiğinde, televizyon karşısında oturmuş Wolfgang'ın iskeletiyle karşılaştı.


 Televizyon seti çoktan iflâs etmişti. Iskeletin kucağındaki
 televizyon dergisinin 5 Aralık 1993 tarihli sayfası açık duruyordu.
 Odada "canlı" olan tek şey Noel ağacıydı; onun rengârenk lâmbaları hâlâ yanıp
 sönmeye devam ediyordu. Wolfgang'ın komşuları da, Noel ağacı gibi, durumdan
 habersizdi.
 Aradan geçen beş yıl içinde ne kimse Wolfgang'ın kapısını
 çalmış, ne ondan bir haber soran çıkmıştı.     
      
     
 Bu taraftan bakıldığında ne kadar ayıplanmaya değer bulunursa
 bulunsun,Wolfgang'ın hikâyesi, AB standartları içinde pek de
 yadırganacak bir olay sayılmaz. Avrupa gazetelerinde her ay buna benzer birkaç
 haber çıkar; ara sıra bu haberler karşısında "Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz?"
 şeklinde bir iki ses çıksa da pek cılız çıkar; sonra herşey unutulur
 gider. Zira Batı uygarlığının değerler sistemi içinde varlık veya
 yokluğunuzun fark edilmesi, tümüyle maddî ilişkilerinize ve tüketim çarkı
 içinde kaç paralık yer işgal ettiğinize bağlıdır. Eğer itibar gören bir diri ve
 arkasından ağlanacak bir ölü olmak istiyorsanız, borçlu
 olmak ve borçlu ölmekten başka hiçbir şey bunu size o kadar kesin bir şekilde
 garantileyemez. Kimseyle aranızda bir alacak-borç ilişkiniz yoksa, fark
 edilmeniz için de bir neden yoktur; banka hesabınız elektrik faturalarını ödemeye devam
 ettiği sürece Noel lâmbaları iskeletinizi eğlendirmeye devam edebilir!     
     
     
 Yadırganacak birşey varsa, o da böyle bir uygarlıktan yarar
 umanların halidir ki, bugünlerde böylesine özlemlerin pek
 sık dile getirildiğine tanık oluyoruz. Gerçi bir tarafta Islâm dünyasının
 yoksulluğuna, diğer tarafta Batı uygarlığının ışıl ışıl
 manzaralarına bakıldığında, bu uygarlığın Islâm dünyasına
 refah getireceği hayaline kapılmak çok da zor
 değildir. Lâkin medeniyetleri karşılaştırırken lâmbalar yerine
 değerleri esas almak, çok daha sağlıklı sonuçlar verir. Bir de Rahibe
 Teresa'nın bir Üçüncü Dünya ülkesine ait şu anısına bakın:   
     
     
  Sekiz çocuğuyla günlerdir aç durumdaki bir anneyi haber
 aldığında, Teresa, ona bir miktar pirinç götürür.. Anne pirinci alır almaz ortadan
 kaybolur, bir süre sonra döner. Geri dönünce, Rahibe Teresa ona nereye
 gittiğini sorar.     
     
     
  "Pirincin yarısını komşuma götürdüm," der anne. "O da
 günlerdir bizim gibi aç."     
     
     
  Işin bir başka ilginç yönü ise, anne ile çocukların,
 günlerdir sürüp giden açlıklarına rağmen, içinde bulundukları durumdur. Rahibe Teresa
  "Yüzlerinde açlık acısı vardı," diyor. "Ama mutsuzluk veya üzüntü ifadesi
 görmedim." (Meraklısına not: Pirinci paylaşan aç ailelerden biri Hindu,
 diğeri ise Müslümandır.)   
     
     
      Gövdesi hamburger yağıyla şişirilmiş Batı insanının
 suratında ise açlık acısı yok belki; ama mutsuzluğunu ve huzursuzluğunu bütün
 yüz hatları çok sesli bir koro halinde haykırıyor! Buna karşılık, lâmbaları
 var Batının-ruhundan sonra bedeni de çürüyüp gitse, o kurukafanın
 karşısında aynı coşkuyla yanıp sönmeye devam eden lâmbaları

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-11-2005 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66503087 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net